Orhan Talat Şalcıoğlu

?

Adım Orhan
kaldı ki günatımlarından alacakaranlıklara
ne hakla aldınız dipsomanlığımı
inerken tepenize şarjör şarjör paranoya
siz hiç
ihanet minör horladınız mı
insanlık onurunun günlük kuru
yafta edilip dosyalanırken
kovulup malum bir şubeden
siz hiç
Wagneryan bir konçerto oldunuz mu

pireler berber
thatcher falkland menapozunda
brejnev demokrasi sevk ederken afganistan’a
ve şamir ellerken kızgın demiri bir cumartesi
siz hiç
ingilizce iğfal edildiniz mi

ne diyeceksiniz çocuklara
hangi kuburlarda öldü spermleriniz
kim dinletmedi pink’i onlara
kanın kanı onduğunu gördünüz mü
siz hiç
üzgünüm 7’li öldünüz mü


Hara Kiri

Çok keskin bir bıçak veriniz lütfen bana
işte bu çok güzel olacak
üşüyor gibiyim biraz
bozar mı bugün hava
ivedi olmalıyım
hesap benim
ben ödeyeceğim
amamorim yok muskam da
ne cami isterim ne omiya
çok keskin bıçak verin lütfen bana


Hangi Godot

tanırken cinselliğini
dehlizsi alt kat kulislerinde
kadıköy şehir tiyatrosu’nun
bir kız
aldatıldınız altıncı his
aldatıldınız


Gelberi

Gel artık be kayseri
yeter postalların içi kan ve kusmuk
sahiden yaşadı mı orhan
hani kömür yığılı kantin yanında

Lise fransızca bir sözcüktür
ama bizde acı işkence ve gözüdönük
müdür denen şeytanın muavinleri
kulak bekir kulak

Evden alındıklarımızın sonra görüşürüzleri
ya sen neredeydin bir orospuçocuğuyla
Görüşeceğiz

Bir sevdaya iki kurban yeter be kayseri
yeter artık eksik gel
kaç yıl daha yaşayacağız
kaç yıl kaldı ki


Peşisıra Desinler ki Kadınıma

peşisıra gidişimin desinler ki kadınıma;
şu senin adam vardı ya şu senin adam
ne laftan anlardı ne defden
yapmadığını koymadı yapdı ne dedikse tersini
içme dedik içti
yazma diyemedik çünkü yazıyordu
ama anlaşılmaz bir yanı vardı
bir sevda diyordu bir sevda
ama sen miydin bir başkası mı bilinmez
ama ne sevda
toprağını sevdirdi garibana


Eskiye Özlem

anımsarım hala o eski evimizi
bahçe kapısı demirden yapılmış
yan duvarlarından taşan eriklerini aşırdığımız
kapı komşumuz yaşlı kız

“tıkınızı duymayacağım”
üç bülten gün boyu
personel kanunu
babacığım

altına çarşaf gerilen yaşlı dut ağacı
o hep verimkar
o hep sevindiren


Kentte Özlem

Kentimde bu akşam özlem
altıyı tam çeyrek geçiyor
parmak uçlarımda nöbetçi psikopatlar
Bach dinleyip göğsümü mü jiletlesem

Burada bağ evleri yok ki Deli
müteahhitler festival düzenliyor
duyumsayıp devenin adımında ritmi
çok-sazlı evrenselliği yakalıyor

Kale’de bu akşam ölüm
zulmün duvarlarına konser veriyor
sırada kim var hiç bilmiyorum
geriye dönüp marş mı söylesem

Kentimde bu akşam özleminiz bayan
eskilerden bir esmer’i çalıyor
o bir detone tını zaten olmayan
Wagner’in patetik yurtttan sesler’i

Bu akşam soluduğumu eski bir mahzen
beynime rotatif ton yapıyor
ve yerli fasonlar localaşırken
bir eylül sabahını anımsatıyor.


Delirium Tremens

Yüzüm avuç avuş sönmemiş kireç
Bodleryan bir yaşamın kasıklarından
Düşmüşüm en kimsenin rahimlerine
Yedi yataklı bir iç sıkıntısındayım

Benim dependansıma kim karar verir
Bir detoksikasyonun arefesinde
“Lütfen bu son olsun”lu bir klinik
hangi kronikliğimin derinlerinde

Dizelerdir giren damarlarıma
İyi onulmazsa ölüm oranı yüksek
İyi de ben zaten yaşıyor muyumydum
Hangi ihaneti hangi karıma

Dr.bayan siz sağolunuz ama bilemezsiniz
ben yanlış atılmış bir olta düğümü
Avucunuza batan sarpa kılçığı
Yasak sularda voli yapan bir balıkçıyken
Bilemezsiniz kaç kulaç öldüğümü


Pastoral Yanılgı

Tunusbağı’nda iniyorum otobüsten
mezartaşları her iki yanım
kulaklarımda Vivaldi dört mevsim pastoral
kimbilir belki de aradığım
bir sonraki durak
üşüyorum Üsküdar parkı’nda
dört mevsim sakınarak


Varsanı

Ne zaman düşlesem seni eskilerden
bir kent ismi düşer usuma
zoralım ve alla edilmiş
çalıntı dizeler gibi
sonra yüzler belirir
aldatan esenliğinde bir verem sonrasının
apak bir geceye giyinik
bir de sesler-sesler aşırı
belirgin ve
yok kadar gerçek

ne zaman düşlesem seni eskilerden
bir kent ismi eğreti yerinde
ha düştü
ha düşecek


Hamursuz

Sıyırdı belinden samını şaron-batıda kan
kıpırdanıyordu
Top..dedi çocuk
‘long live palestine’ ekledi
oyunu bırakmalı artık
Bekaa’da ezan okunuyordu
Yahudiler mesih görüp düşlerinde ateşe
el sürmezler cumartesileri (öldürmeyeceksin)
On Emir

Kan koşuştırmada sokaklar
hınca hınç Tel Aviv
binlerce ölü veyaralı bir o kadar
kızgın demir
Yıkılıp minareler susunca ezan
ölüler şehadet getiremezler
Cumartesiydi belki de günlerden o gün
daha batıda ezan okunan bir ülkede
Sorumluluğunda gırtlağını kanla temizlemenin
-Bu haklı davalarında Filistinli kardeşlerimizin…
Aynı bülten yinelenirken beş kez aynı gün
bir yetkili ağız: Biz…dedi
Ve aynı gün Filistinli yaralı ve çocuklar
reddedildi.


Şairin Biyografisi (Orhan Talat Şalcıoğlu)
Hades (1993) isimli bir şiir kitabı olan ve 03.02.1994 tarihinde, Çanakkale Belediyesi’nin aldığı kararla ismi, Kemalpaşa Mahallesi’nde bir sokağa verilen Orhan Talat Şalcıoğlu (1960-1993), kısa hayatını kendi sözleriyle şöyle özetler: “1960 kışında dünyanın kapısını Noel Baba gibi tıklattım. Gaz kokan Gazi İlkokulu’nu bitirdikten sonra Merkez Ortaokulu’nun labirentlerini alçak sürünmeyle aştım. Eğitimimi Özel Şişli Lisesinde sürdürdüm. Lise diplomamı rüzgârın hiç dinmediği şehitler diyarından aldım. Marmara Üniversitesi İngilizce bölümünden ön lisansla mezun oldum. İçiyorum.”

İktibas Kartı

▼

Bir yanıt yazın