Tanrı’nın İşi, Özgür Bağlıyalnız

Tanrı’nın İşi, Özgür Bağlıyalnız
KVL SESLİ KIRAAT
Tanrı’nın İşi, Özgür Bağlıyalnız
Hikâyeler, Yazılar
00:00 06:09
🌧️ ORTAM AMBİYANSI & FON KATMANI
Fon Sesi: %22

şeffaf bir ağırlığın var odanın ortasında
ㅤㅤboşluğu sadece titreşimle büküyorum
bükül de şu sandalyenin ucuna iliştir kendini
ㅤㅤahşap benim yoğunluğumu taşıyamaz ki

benim halım gayet somut üstüne basarsan
ㅤㅤayak izim çıkmaz ki ipliklerin arasından
ben bir tüy bırakırım oraya sen basmış gibi yaparsın
ㅤㅤsiz insanlar yalan söylemeye ne kadar meraklısınız

kurgu diyoruz biz ona hayatı katlanılır kılıyor
ㅤㅤgerçeğin pürüzsüzlüğü demek ki size yetmiyor
çıkıntısı olmayan taşa tutunulmaz düşersin
ㅤㅤben yaratıldığımdan beri hiç düşmedim

o zaman hiç tanışmamışsın yerçekimi denen şakayla
ㅤㅤbu kütlesi olanları bağlayan basit bir yasa
sen kütleni bana bırak aklın havada kalsın
ㅤㅤbunu yaparsam eksenim birkaç milim kayar

bırak kaysın
biz o milimde dans ederiz seninle
ㅤㅤdans ne demek geometrik bir döngü mü girdap gibi
hayır müziğe kanıp vücudu rüzgâra bırakmak gibi
ㅤㅤboşlukta savrulmak bir ceza değil miydi size

cezayı eğlenceye çevirmek en eski hünerdir bize
ㅤㅤsaçının teli neden hep yüzüne düşüyor
rüzgârı icat ettiğiniz günden beri böyle bu
ㅤㅤgörünmez bir yeminle bağlı olmalı o teller

arkaya atıyorum inatla yine düşüyor bağ alnıma
ㅤㅤinadınız yıldızların yörüngesinden bile sabit
sen asıl beni o yörüngeden çıkarırsan bir gör
ㅤㅤyörüngeden çıkaran şey ben değilim asteroit

bana göktaşı muamelesi yapıp şu taze hevesi kırma
ㅤㅤkelimelerinin dalga boyu çok karmaşık
biraz yaklaşman lazım bana aslında gayet basit
ㅤㅤgelirsem eğer çarpar seni statik elektrik

ben zaten sana çarpılmışım şu durduğum yerde
ㅤㅤnabzın yüz on ikiye fırladı tam şu an
sen de gel göğüs kafesime yaslan o zaman
ㅤㅤritim beni bozar kendi frekansımı kaybederim

şu frekans dediğin şeyi cebime doldursam
ㅤㅤağırlık yapmaz ama ayaklarını yerden keser
diz kapakların neden hiç bükülmüyor tanrı aşkına
ㅤㅤdedin ya tanrı aşkına
ㅤㅤbiz hiç secde etmeyiz eşyaya

ya çamuruma
ㅤㅤsen balçıktan yoğrulmuşsun
balçık iyidir tohum tutar
ㅤㅤbenim ekecek bahçem yok

gözbebeklerin neden cıva gibi akışkan
ㅤㅤbütün takvimleri aynı anda okuyorum her an
benim ne zaman öleceğimi de biliyor musun o zaman
ㅤㅤiki dakika yedi saniye sonra tam

öyle mi ne olacak peki iki dakika sonra
ㅤㅤellerimi tutacaksın
bu öldürür mü adamı
ㅤㅤbenim ışığımı kemik taşımaz
ㅤㅤhem çok pürüzlü bir harf dizilimidir senin ismin
telaffuz ederken dilin damağına çarpacak
ㅤㅤbende dil yok ki sadece tını var

ben sana dudak bağışlarım bir kereden bir şey olmaz
ㅤㅤdelirdin mi sen
insanlık böyle bir şey tam
ㅤㅤsaniyenin binde biri kadar ölümlü olurum eğer yaparsam
o binde birlik dilimde sana şarap içiririm ben
ㅤㅤşarap dedikleri mayalı asit mi

aklı bulandırıp beni daha güzel görmeni sağlayan bir iksir
ㅤㅤsen zaten simetrik değilsin ki göze güzel gelesin
sağ gözüm hafif düşük evet biliyorum
ㅤㅤtam olarak altın orana uymuyor diyorum

altın oran heykeller içindir ben etten kemiktenim
ㅤㅤparmaklarında ufak çizgiler var ne işe yarıyor
kaderi oraya sakladık ki kimse okuyamasın
ㅤㅤben okuyorum ama hepsi bir yerde kördüğüm

o düğümü ancak sen çözebilirsin
ㅤㅤçözersem kopuverir ince ipliklerin
iki ucu birbirine yeniden bağlarız kopsun
ㅤㅤyorucu değil mi bir şeyleri tamir etmek sürekli

bizi ayakta tutan şey bu yarım kalmışlık
ㅤㅤrenkleriniz burada çok mat ve solgun
gözümüzle değil hatıralarla boyarız biz renkleri
ㅤㅤkırmızı neden hep bir tehlike sinyali

dudaklarımız kanamasın diye uydurduğumuz bir bahane
ㅤㅤkanamak dediğin sadece bir sıvı kaybı değil mi
sıvı kaybı değil içimizdeki şelalenin isyanı
ㅤㅤuykuyu neden icat ettiniz peki

rüya görüp sizin oralara gizlice sızabilmek için
ㅤㅤoysa biz rüya görmeyiz hep uyanığız
uyanık kalarak nasıl dinleniyor ki sonsuz
ㅤㅤyorulmak bir arıza sizin etinize mahsus

o arızaya âşık olacaksın bir dakika sonra
ㅤㅤgeleceği görebilen sadece bizdik sanıyordum
biz geleceği göremeyiz ama uydurmakta ustayız
ㅤㅤkanatlarım seğiriyor sen konuştukça

çıkar onları vestiyere asalım hemen
ㅤㅤuçamam o zaman yukarı çıkamam ki ben
uçmak daha mı iyi sanıyorsun yürümekten
ㅤㅤgökyüzü geniş pürüzsüz ve sessiz

sokaklar dar çamurlu ve şenlikli
ㅤㅤayakkabı giymek çok manasız bir eylem
üşütürsün parkeye çıplak ayakla basarsan
ㅤㅤüşütmek moleküllerin yavaşlaması durumu mu

hayır sana sarılıp battaniyenin altına girmem için bir bahane durumu bu
ㅤㅤşu an sıvı kaybediyorsun gözünden akan su mu
sen fazla parlaksın ondan gözlerim kamaştı
ㅤㅤkeder denen soyut veriden mi kaynaklı

keder değil bu bir meleğin düşüşünü izlemenin hayranlığı
ㅤㅤben düşmüyorum kavis çiziyorum sana doğru
kavisini biraz daha daraltıp yanıma otursana
ㅤㅤminder göçtü ağırlığım belirmeye başladı

hoş geldin madde dünyasına
ㅤㅤburası çok dar ve hep toz uçuşuyor etrafta
o tozlar güneş vurunca altın gibi parlar
ㅤㅤher şeyi bir şeye benzetip kendinizi kandırıyorsunuz

başka türlü nasıl dayanacaktık bu boşluğa
ㅤㅤhaklısın şu an sol tarafımda bir sızı başladı
tebrikler ilk defa kalbin attı
ㅤㅤama bu atış yaşamak değil bir çekiç sanki

eziyet değil hayat deniyor ona
ㅤㅤya birdenbire durursa

işte o ihtimal yüzünden beni şu an öpmek zorundasın

Birthday party for the Flemish writer Hugo Claus at the De Bezige Bij publishing house, Amsterdam, April 1959

İktibas Kartı

▼

Bir yanıt yazın