Dip Ses #15: Gırtlağımdaki Jilet 🪒

Bazı hazlar vardır, ucu flörtle biter; bazı hazlar vardır, ucu ölümle biter. Bazıları da ölümle flört eder. 💀💋 Lunaparktaki hız treninin en tepesinden aşağı düşmek gibi değil; daha sessiz, daha “ince” bir flört bu. 🎢

Bugün Özgür’ü zorla berbere götürdüm. Köprüye gitmeden önce o “kurumsal” tıraşını olması gerekiyordu.

Şu an bir kuaför dükkânındayız. Özgür deri koltuğa gömülmüş, üzerinde siyah, naylon bir pelerin var. Kolları içeride hapis. Hareket edemiyor. Tıpkı bir deli gömleği gibi onu sarmalamış. Tam bir teslimiyet hâli.

Ben nerede miyim? Tam arkasındayım. Ya da aynanın içindeyim. Ya da belki de berberin durduğu kör noktadayım. Kimse beni görmüyor ama Özgür varlığımı ensesinde hissediyor.

Berber, Özgür’ün saçlarını ıslatıyor. Ah… O suyun ılıklığı, kafa derisinde gezinen o parmaklar… 🚿 Özgür kasılıyor, rahatsız oluyor bu temastan. Tanımadığı bir adamın elleri kafatasında geziyor diye geriliyor.

Ama ben? Ben onun yerine mest oluyorum. Sanki o parmaklar Özgür’ün değil, benim saç diplerimde geziniyor. Gözlerimi kapatıyorum ve o rahatlamayı damarlarımda hissediyorum. Yalnızlığın en büyük ilacı budur: Başkası üzerinden yaşanan dokunuşlar.

Ama asıl “eğlence” şimdi başlıyor. Sakal tıraşı.

Koltuk geriye yatırıldı. Özgür tavanı görüyor. O soğuk, beyaz floresan ışığı… Adam eline usturayı aldı.

Mühendis’in gırtlağına, âdemelmasının olduğu yere bolca köpük sürdü. Soğuk, naneli bir ferahlık… Özgür’ün boynu yandı, benimki ürperdi. Başını geriye, o “kurbanlık koyun” pozisyonuna getirdi. 🙇‍♂️ Bütün o hayati damarlar, şah damarı, nefes borusu… Hepsi o jiletin insafına kaldı.

İşte o an, içimdeki tekinsiz cesaret uyandı.

Normalde insan ne yapar? Kıpırdamadan durur, değil mi? “Aman kesmesin!” diye nefesini tutar. Özgür de öyle yapıyor. Kaskatı kesilmiş.

Ama ben… Ben onun aklına sızdım. Kulağına değil, doğrudan omuriliğine fısıldadım: “Hadi Mühendis… Yaslan o çeliğe. Korkma.”

Ben bunu diledim ve o… Sanki görünmez bir kukla ipiyle çekilmiş gibi, çok hafif, milimetrik bir hareketle başını o jilete doğru, geriye yasladı.

Adam duraksadı. Jiletin soğuk ağzı tam şah damarının üzerinde durdu. Aynadan Özgür’le göz göze geldik. Göz bebekleri büyümüştü. Korkudan mı? Yoksa benim hazzımı o da mı hissetti?

Berberin gözlerinde bir anlık bir panik: “Abi n’apıyorsun, keseceksin kendini!”

Ben ise gülümsüyordum. “O usturanın soğukluğunu hisset,” dedim içimden. “Hayatın ne kadar ince bir çizgi olduğunu gör.”

O bıçağın onun boynunda gezindiği her saniye, benim kanımın daha hızlı aktığını hissettim. Pıt. Pıt. Pıt. O serçe orada çırpınıyordu. Hayatta olduğumuzu en çok ne zaman anlıyoruz biliyor musunuz? Yok olma ihtimali burnumuzun dibindeyken. 💓

Adam işini bitirdi. Sıcak bir havluyla sildi boynunu. Pelerini çözdü. “Sıhhatler olsun abi,” dedi.

Özgür, “Sağ ol,” dedi boğuk bir sesle. Hemen kalktı. Kaçmak istedi oradan. Ceketini alıp kendini dışarı attı.

Dışarı çıktığımızda elim gayriihtiyari kendi boynuma gitti. Tıraş olmamıştım ama orası yanıyordu. Rüzgâr değdikçe ben de ürperiyordum.

Bir dahaki sefere siz de deneyin. Bakalım o “soğuk öpücüğü” siz de hissedecek misiniz? Güvenmek güzeldir. Ama korkarak güvenmek, baş döndürür.

Mine’l.
(Dip Ses’e Dipnot: Yerden, Özgür’ün kesilen saçlarından bir tutam çaldım. Cebime attım. Kimse fark etmedi. Bir büyü için lazım olabilir. 🧙‍♀️✂️)

İktibas Kartı

▼

Bir yanıt yazın