Gerçi yangın bir felâkettir, fakat İstanbul Belediyesi’nin bazı mühim vazifelerini ekseriyetle yangınlar gördüğü için, İstanbul halkı, evler yıkıcı alevlere karşı kendini minnettar saysa yeri var. Fatih taraflarının, Hırka-i Şerif’in, Karagümrük’ün eski karanlık evlerini bilenler, yangınlardan sonra oralarda açılan geniş ve havadar sahalar karşısında, Fransızlar’ın dediği gibi, felâketin bir şeye yaradığını görmüşlerdir.
Fakat, itiraf etmeli ki nice hüsranlar ve gözyaşları pahasına mal olan bu nimetten lâzım olduğu gibi istifade etmesini bilmedik. Yangın mıntıkasında açılan bulvarların her iki tarafında birbiri ardınca yapılmakta olan küçük, üslûpsuz, nizamsız binalar, bir yeni çirkin İstanbul’un çekirdeğini teşkil ediyor.
Mimarî eserler, fazla çirkinliğe, fazla garabete gelmez. Gülünç bir resme bakmamak, fena bir şiiri veya ahenksiz bir musikiyi dinlememek suretiyle bunların zararlı tesirlerinden ruhumuzu koruyabiliriz; fakat fena mimarın eserinden sakınmak kolay bir iş değildir. Âciz bir muhayyile, fakir bir ruh, yol ortasına dikilmiş taştan koca bir şekil halini alınca, bütün bir şehrin manevî sıhhatini, nesillerce, bozmak kudretinde bir tehlike olur. Son senelerin ağlanacak, sahte mimarîsi yüzünden değil midir ki ruhumuzun estetik kabiliyetine delil aramak için geçmiş san’atkârların eserlerine başvurmaktan başka çare bulamıyoruz.
Ahmet Hâşim, Bize Göre
