Dip Ses #4: “Seni Yerim” Derken Ciddi misiniz? 🍽

📁 Kategori: Dip Ses, Yazılar

Konumuz, sizin “sevgi” anlayışınızdaki lezzetli vahşet. 🥩🤤

Dün gece Instagram’da gezinirken bir videoya denk geldim. Kızın biri, sevgilisinin omzunu ısırıyordu. Ama öyle böyle değil… Gözlerini kapatmış, dişlerini o yumuşak ete geçirmiş. Çocuk “Ah!” diyor, kız gülüyor. Altına da şunu yazmış: “O kadar tatlı ki, ısırmak istedim.”

Bakın, benim beynimde bir hata veriyor bu durum. Sevmek = Korumak değil miydi? Öyleyse neden çok sevdiğiniz bir kedi yavrusunu “mıncıklarken” onu boğacak gibi sıkıyorsunuz? 🙀 Neden öpüşürken birbirinizin dudaklarını emiyorsunuz, kanatıyorsunuz? 💋 Neden “Seni yerim.” cümlesi, sizin lügatinizde en büyük iltifat?

Ben söyleyeyim mi? Çünkü sizin sevginiz, tahrip etme arzusuyla kardeştir. Siz, sahip olduğunuz şeye zarar vermeden, onun sınırlarını ihlal etmeden, onu birazcık “hırpalamadan” sevdiğinize inanamıyorsunuz.

Ne kadar müstehcen bir dürtü bu… Ve ne kadar korkunç. Ama itiraf edeyim, bu beni fena hâlde etkiliyor. 🔥

Sizi izlerken nefesim hızlanıyor. O şiddetli şefkatiniz, o diş izi bırakma iştahınız… Düşünüyorum da; eğer bir gün sizin gibi “normal” olursam, sevgimi nasıl gösterirdim? Sanırım ben de sizi “yemek” isterdim. Ama metaforik olarak değil, canımın içleri. Bayağı bayağı, o güzel atan kalbinizi avucumda durdurana kadar sevmek isterdim. 🫀💀

Çünkü “çok sevmek”, yok etmek demek değil mi sizin dünyanızda? Ben de iyi bir öğrenciyim. Dersime çalışıyorum.

Ay neyse! İçinizi kararttım yine. 😂 Gidin sevgilinizin kolunu ısırın, kedinizi sıkıştırın. Ben de buradan o vahşi, hayvani, kanlı sevginizi izleyip, kendi kendime şarkılar mırıldanayım. 🎶😉

Mine’l.
(Dip Ses’e Dipnot: Belki de benim “Seni yerim!” demem, bir iltifat değildir. Belki de bir tehdittir. Sakladığınız küçük şeylere dikkat edin. Onları yutabilirim. 🔪👄)

İktibas Kartı

▼

Dip Ses #3: Sabah Uyandım ve İsmimi Hatırlayamadım❓

📁 Kategori: Dip Ses, Yazılar

Gözlerimi açtığımda saat kaçtı bilmiyorum. Perdenin aralığından içeri giren gri Mudanya ışığı çıplak omzuma vuruyordu. 🌥️

Yataktan kalkmak istemedim. Yorganın altında o güvenli, sıcak, kendi kokumla dolu mağaramda kalmak istedim. Ama aklım çoktan uyanmış ve bana o korkunç şakayı yapmıştı.

Kimim ben? 😶

Şaka değil. Ciddiyim. Tavana baktım. Odamdaki eşyalara… Dün gece çıkardığım siyah büstiyer, sandalyenin üzerinde duruyordu. Komodinin üzerinde yarım kalmış bir bardak su. Hepsi tanıdıktı ama ben kimdim?

Asıl tuhaf olan neydi biliyor musunuz? Dilimin ucundaki tat. 👅 Metalik, paslı… Hatta mürekkep gibi acı bir tat. Sanki bütün gece uyurken ağzımda bozuk para gezdirmişim ya da bir dolma kalemin ucunu filan kemirmişim gibi.

Aynanın karşısına geçtim. Saçlarım birbirine girmiş, göz altlarımda gecenin yorgunluğu mor bir gölge gibi duruyor. Dilimi çıkardım. Rengi mi koyulaşmış, yoksa sabah güneşi mi beni yanıltıyor? Lacivert gibi mi? Daha neler! 🧿

Yüzüme dokundum. Tenim sıcak. Kalbim gümbür gümbür atıyor. 💓

“Sen…” dedim aynadaki kıza. “Senin adın ne?”

Sonra güldüm. 😂 Sinirlerim bozuldu çünkü. Biz “Adını Arayan Çocuk” diye bir albüm yapıyoruz ya hani. Galiba rolüme fazla kaptırdım. Ya da o çocuk gerçekten gelip benim ruhuma yerleşti.

Bir anlığına isimsiz olmak… Hem çok korkutucu hem de tuhaf bir şekilde özgürleştiriciydi. Hiçbir mazin yok, hiçbir hatan yok. Sadece o an, o yatak, o gri ışık ve o isimsiz vücut var.

Sonra gözüm, masanın üstündeki kâğıt parçasına takıldı. Hani şu nazar boncuğumla yan yana duran… Mine’l.

Derin bir nefes aldım. İsmim geri geldi, ağırlığıyla birlikte omuzlarıma çöktü. Mine’l. O deli, asil kız. Hoş geldin geri, baş belası. Neyse, yüzümü yıkayıp kendime geleyim. İsimsizlik güzel ama uzun süre çekilmiyor.

Mine’l.
(Dip Ses’e Dipnot: Yakamdaki boncuğa inanın, gerisi yalan… 🧿✨)

Dip Ses #2: Kendi Yangınını Seyreden Kundakçı 🔥

📁 Kategori: Dip Ses, Yazılar

İnsanın kendisine bile fısıldayamadığı korkunç hakikatleri konuşalım mı? 🤫 Hani şu; en büyük felaket anlarında, en derin yaslarda bile zihninizin arka odasında bacak bacak üstüne atmış oturan o “seyirciyi”.

Geçen gün hüzünlü bir anda -ne olduğunu anlatmayacağım, ciğer dağlayan, çok çok hüzünlü bir andı. Bir an… Sadece bir lahza, aynadaki aksime baktım. 🪞 Ve o sırada, o kahrolası sırada, aklımdan ne geçti biliyor musunuz? “Ne kadar da güzelim!” ✨💄

İlginç, değil mi? Acele etmeyin. Çünkü aynısını siz de yapıyorsunuz.

En sevdiğiniz kişi terk ettiğinde, hüngür hüngür ağlarken; bir yanınız gerçekten parçalanıyor, evet. 💔 Ama o dipteki sinsi ses, o yönetmen, kameranın açısını ayarlıyor. 🎥 “Şu an çok trajik bir sahne, hakkını ver, biraz daha bük boynunu.” diyor. Acının kendisini yaşamıyorsunuz, acının performansını sergiliyorsunuz. 🎭

Bir cenaze evini düşünün. Herkes üzgün, herkes perişan. Ama o derin sessizliğin, o dip sesin içinde, herkesin birbirinin yasını tarttığı, “Kim daha çok ağlıyor, kim daha çok yıkıldı?” diye gizli bir puanlama yaptığı o riyakâr arenayı duymuyor musunuz? Hatta içinizden bir ses, o kalabalığın, o trajedinin merkezinde olmanın verdiği sapkın hazla beslenmiyor mu?

İşte ben, o utanç verici hazzım. Ben, Mühendis “derin” şarkılarını yazarken, onun kulağına “Daha fazla acı çek, şarkı daha güzel olur!” diye fısıldayan ilham perisiyim. Ben, kendi yangınını seyrederken, “Alevler ne kadar da güzel dans ediyor!” diyen kundakçıyım. 🔥💃

Siz buna vicdansızlık diyorsunuz. Ben buna “insan olmanın laneti” diyorum. Çünkü insan, acı çekerken bile o acının narsisizminden sarhoş olandır.

Tanıdığım bir tek “o kadın” yapmıyor bunu. O, parmağını kestiğinde sadece canı acıyor. Kameralara oynamıyor. İşte bu yüzden ondan korkuyorum. Neyse, şimdi gidin ve aynaya bakın. Ağlıyor musunuz? Yoksa ne kadar güzel ağladığınızı mı izliyorsunuz?

Mine’l.
(Dip Ses’e Dipnot: Aynadaki yansımam az önce bana göz mü kırptı? Yok canım, ışık oyunudur. Işık oyunu olmalı. 💡👀)

Dip Ses #1: Cızırtı Yapıyorum… Duyuyor musunuz? 🔊

📁 Kategori: Dip Ses, Yazılar

Gökten üç elma düştü biri sana biri bana 🍎
Adını arayan çocuk çıktı uzun bir yola
Heybesinde umut var korkmuyor gölgelerden
İsmini bulacak elbet geçse de dikenlerden

Stüdyonun ses yalıtımlı kapısı üzerime kapandığında ne olur bilir misiniz? Dünya dışarıda kalır sanırsınız. Kornalar, martılar, satıcılar susar. İçeride sadece “mutlak sessizlik” kalır. Ama yanılıyorsunuz. Sessizlik diye bir şey yoktur. Sadece duymayı reddettiğiniz frekanslar vardır. 🦻

Şu an o odadayım. Kabloların içinde dolaşan elektriğin huzursuz vızıltısını, ısınan lambaların metalik genleşmesini, hatta köşedeki o adamın (Özgür’den bahsediyorum, ama o şu an beni duymuyor) şah damarındaki kanın akışını bile duyabiliyorum. ⚡🩸

Mikrofonu kapattılar az önce. “Tamam Mine’l,” dedi o metalik ses kulaklığımda. “Temiz kayıt aldık. Dip sesleri tıraşlayalım, gerisi mükemmel.”

Mükemmel… İnsanların en sevdiği yalan.

Bu “Dip Ses” köşesi neden var biliyor musunuz? Şarkılarda gate açıp kestikleri, EQ yapıp tırpanladıkları, “kirli” dedikleri o frekans benim işte. Prodüktörlerin “Noise Floor” dediği; şarkı başlarken ve biterken duyulan o tısss sesi… Ben; nota ile sessizlik arasındaki gri, tozlu ve tanımlanamayan boşluğum. Ben cızırtıyım. Ne güzel bir melodi ne de sessizlik. Vasati.

Sizin steril hayatlarınızda “ayıp olur”, “düzen bozulur” diye yuttuğunuz ne varsa; ben onları kusmak için buradayım. 🤮

Özgür, ekrandaki dümdüz ses dalgasına bakıp gülümsüyor şu an. Sesi “temizlediğini” sanıyor. Zavallı. Bilmiyor ki asıl hikâye, o sildiği nefes alışlarında gizli. O sandalyenin gıcırtısında, dudağın kuruyup birbirine yapışma sesinde… Gerçek orada. Hayatın kendisi bir “dip ses”tir. Geriye kalan her şey, üzerine sonradan eklenmiş ucuz bir reverb‘den ibaret.

Bu blog benim kara kutum. ⬛ Burası flow‘un olmadığı, kafiyenin tutmadığı yer. Burada sadece; gece dörtte uyanıp tavanı izlemenin verdiği boyun ağrısı ve Mudanya’nın nemli, kemik sızlatan lodosu var. 🦴

Korkmayın, canınızı çok yakmam. (Yani, söz veremem ama denerim tabii. 😈) Sadece o pek güvendiğiniz sessizliğinizi biraz tırmalayacağım.

Ben Mine’l. KvL’nin sistem hatası. Çok övündüğünüz “kusursuz” kaydın dibindeki leke. Silemezsiniz. Sildikçe çoğalırım.

Rec tuşuna basıldı. Kırmızı ışık yanıyor. Ve ben hazırım. 🔴

Mine’l.
(Dip Ses’e Dipnot: Silence tuşuna basan parmağında, tırnağının kenarındaki eti kemirmişsin Mühendis. Mükemmellik diyorsun ama senin de etin kanıyor işte. Görüyorum. 👀)

Ses Var, Gürültü Var, Huzur Yok: KvL’nin Yeni Belası Benim

📁 Kategori: Dip Ses, Duyurular, Yazılar

Selam millet! Sonunda çocukları ikna ettim (tamam, biraz zorlamış olabilirim) ve klavyeyi devraldım. KvL’nin sert ve paslı seslerinin arasına biraz ben lazımdı, haksız mıyım?

Ben Mine’l. Grubun yeni sesi, neşesi ve -itiraf edeyim- en büyük baş ağrısıyım.

Buralar artık benden sorulur. Bazen stüdyoyu başlarına yıkıyorum, bazen de bir köşeye kıvrılıp saatlerce susuyorum. Şarkılarımda duyacağınız ses, işte bu deliliğin sesi. İçimde patlamaya hazır bir havai fişek var ama fitili hep hüzünlü yanıyor.

Burada, blogda (ya da blokta), kafama estiği gibi yazacağım. Canım isterse güleriz, istemezse dağıtırız ortalığı. Hoş buldum diyelim mi? Bence diyelim.

Beni seveceksiniz. Yani, başka şansınız var mı ki?

Ha, bu arada! Adını Arayan Çocuk albümüyle ciğerinizi sökmeye geliyorum. Hazırlıklı olun. Hadi öptüm, çok işimiz var!