Hazır Ol Vaktine Nemse Kralı’nı dinlemek için tıklayınız:
Tekli Adı: Hazır Ol Vaktine Nemse Kralı Neşir Tarihi: 09.04.2026 Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Karac’oğlan (Şiir) Altyapı: Âdem İZ Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ Sözler:
[ŞİİR, Karac’oğlan] Hazır ol vaktine Nemse Kralı Yer götürmez askerle geliyor Patriklerin inmiş tahttan diyorlar Bir halife kalmış o da geliyor
Yetmiş bin (var) siyah postal geyecek Seksen bin (var) Allah Allah diyecek Doksan bin (var) tatlı cana kıyacak Yüz bini de Tatar Han’dan geliyor
Gelen Ahmet Paşam kendidir kendi Atmış bin dalkılıç küsuru cündi Kaçma kâfir kaçma ölümün şimdi Hacı Bektaş Veli kalkmış geliyor
Şevketli efendim sultânım vezir Atmış bin kılıçlı yanında hazır Deryalar yüzünde boz atlı Hızır Benliboz’a binmiş, o da geliyor
Karac’oğlan der ki, burda durulmaz Güleç yüze tatlı söze doyulmaz Gökteki yıldızdan çoktur sayılmaz Yedi iklim dört köşeden geliyor
[BENT] Kırat binsin meydanlara Kan yürüsün damarlara Selam olsun yâranlara Karlı dağlar, yol vere!
Kılıç çıksın kınından Yiğit geçsin canından Dönmek yoktur şânından Kanlı meydan, yol vere!
Tatar Han’dan atlı gelir Sanki kuş, kanatlı gelir Her yanı pusatlı gelir Yaban eller, yol vere!
Yelesini tarar rüzgâr Nalı taşa kıvılcım kor Dizginini tutması zor Sarp kayalar, yol vere!
Üçler, Beşler, Yedilerle O mübarek velilerle Serdengeçti delilerle Şu gök kubbe, yol vere!
Kılıç taşa çalınınca Zafer marşı çalınınca Hakk’ın emri alınınca Tunç kapılar, yol vere!
Gözümüzde uyku yoktur Sinemizde korku yoktur Bundan özge ülkü yoktur Kara geceler, yol vere!
Üç tuğlu paşa gelir Dağları aşagelir Sel olup taşagelir Yedi düvel, yol vere!
Resul sancak başında Görsen her bir düşünde Aşkı yanar döşünde Arşıâlâ, yol vere!
Allah adı yayılsa Kullar Hakk’a eğilse Bin kez canım alınsa Kara toprak, yol vere!
Bedir’den gelenler var Yüzümüze gülenler var Hakk’ı bizle bilenler var Erenler hey, yol vere!
Kelle koptu, gövde düştü Can kuşları daldan uçtu Felek bizden yana seçti Kanlı ırmak, yol vere!
Özgür’üm der, bu son sefer Arkamızda bin nefer Ya şehadet ya zafer Cümle âlem, yol vere!
[ŞİİR, Karac’oğlan] Hazır ol vaktine Nemse Kralı Yer götürmez askerle geliyor Patriklerin inmiş tahttan diyorlar Bir halife kalmış o da geliyor
Yetmiş bin (var) siyah postal geyecek Seksen bin (var) Allah Allah diyecek Doksan bin (var) tatlı cana kıyacak Yüz bini de Tatar Han’dan geliyor
Gelen Ahmet Paşam kendidir kendi Atmış bin dalkılıç küsuru cündi Kaçma kâfir kaçma ölümün şimdi Hacı Bektaş Veli kalkmış geliyor
Şevketli efendim sultânım vezir Atmış bin kılıçlı yanında hazır Deryalar yüzünde boz atlı Hızır Benliboz’a binmiş, o da geliyor
Karac’oğlan der ki, burda durulmaz Güleç yüze tatlı söze doyulmaz Gökteki yıldızdan çoktur sayılmaz Yedi iklim dört köşeden geliyor
Tekli Adı: Eskiler Alıyorum Neşir Tarihi: 06.04.2026 Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Orhan Veli (Şiir) Altyapı: Âdem İZ Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ Sözler:
[ŞİİR, Orhan Veli] Eskiler alıyorum Alıp yıldız yapıyorum Musiki ruhun gıdasıdır Musikiye bayılıyorum
Şiir yazıyorum Şiir yazıp eskiler alıyorum Eskiler verip Musikiler alıyorum.
Bir de rakı şişesinde balık olsam Bir de rakı şişesinde balık olsam
Sonra oturup şiir yazıyorum Şiir verip gökyüzü alıyorum Gökyüzünü satıp bir kadeh musiki Musiki ruhun gıdasıdır, biliyorum
Dönüp dolaşıp aynı yere geliyorum Ne yıldız kalıyor ne de eskiler Dünya dönüyor, ben dönüyorum Şu geniş zamanda tek derdim bu
Eskiler alıyorum Verip yıldız yapıyorum Yıldızları bozdurup Musikiye sayıyorum
Musiki ruhun gıdası Ben ruhuma bakıyorum Karnım doyunca birden Oturup şiir yazıyorum
Şiiri kimse almıyor Yine eskiye kalıyorum Bu düzen böyle dönerken En çok şunu istiyorum
[ŞİİR, Orhan Veli] Bir de rakı şişesinde balık olsam Bir de rakı şişesinde balık olsam Bir de rakı şişesinde balık olsam Bir de rakı şişesinde balık olsam
Bir de rakı şişesinde balık olsam Bir de rakı şişesinde balık olsam Bir de rakı şişesinde balık olsam Bir de rakı şişesinde balık olsam
Eskiler alıyorum Alıp yıldız yapıyorum Musiki ruhun gıdasıdır Musikiye bayılıyorum
Yüzleri buruşuk, küçük, kara kulakları Çekmiş sayın Belzebuth bir iple gökyüzüne Oynuyorlar şakırdadıkça kunduraları Tutulmuşlar bir Noel ezgisinin hüznüne.
Kara orglar gibi ince, uzun kollarını Bak şimdi kucaklıyor çarpık, küçük kuklalar Bir zamanlar aksoylu hanımların sıktığı Bilekleri iğrenç bir aşkla dokunmadalar.
Hoyda! şen oyuncular, artık düşünmeyen baş! Takla atılabilir sehpalar öyle uzun! Hop! Bilinmesin artık bu ya da dans ya da savaş! Gıcırdarken kemanı kudurmuş Belzebuth’un.
Ey bundan sonra sandal giymeyecek ayaklar! Hepsi derilerinden gömleklerini sıyırmış: Ama böyle çok daha memnun görünüyorlar Başları üstüne kar beyaz bir şapka örmüş.
Titriyor bir tutam et arık çenelerinde Çatlak kafalarına sorguç yapmış kargalar: Çarpıp karton zırhlara gözüpekler, yiğitler Ölü karanlıklarda sanki dolanıyorlar.
Esiyor balosuna iskeletlerin poyraz! Darağacı inliyor demirden bir org gibi Koşuyor ormanlarında aç kurtlar avaz avaz: Gökyüzü andırıyor kızıl bir cehennemi.
Hoyda, beni de alın yaslı kabadayılar Kırık parmaklarından geçen sessizce, bir bir Bir aşk tesbihi solgun omuriliklerinde: Bura manastır değil, ölüler ülkesidir.
Oh! işte ortasında ölüler dansının bak Sıçrıyor çılgın bir iskelet gökyüzünde Sürüklenmiş boşluğa, at gibi şahlanarak Sanki katı ipi boynunda duruyor yine.
Çatlayan uyluğunda büzmüş on parmağını Dalgacı gülüşlere benzeyen çığlıklarla Ve bir soytarı gibi barınağa girip Sıçrıyor kemiklerin şarkılı balosunda.
Hece Dergisi’nin Nisan 2026 (352.) sayısında “Şiir ve Rap” dosyası açıldı. Bu dosyanın soruşturma kısmı için bize de ulaşıp iki sual tevcih ettiler. Davete icabet edip kendi penceremizden cevaplarımızı ilettik.
Dergiyi edinme imkânı bulamayanlar için, cevaplarımızın tam metnini aşağıya bırakıyoruz.
Bizim niyetimiz hep şair kalmaktı.
KvL
1. Türkçe Rap ve Türk Şiiri Münasebeti Üzerine
Sual: Türkçe rap ile Türk şiiri arasında nasıl bir ilişki var sizce? Sözün tarihsel serüveni içinde rap’i şiir geleneğinin bir devamı olarak mı, köklerden bir kopuş olarak mı, yoksa ‘ses’in ritim değiştirmesi olarak mı okumalıyız? Hangi bağlamlarda değerlendirilebilir sizce bu ilişki?
Türkçe rap ve Türk şiirinin münasebetini; “geleneğin devamı” yahut “modern ozanlık” gibi romantik ve sığ mefhumlarla geçiştirmek, asrın getirdiği felaketi görememek demektir. Rap müzik; Türk şiiri ve ananesi nazara alındığında, bir tekâmül değil, trajik bir “irtifa kaybı”dır.
Bu farkı şöyle izah edeyim: Şair; önce sözü, yani manayı yazar. Müzik, o sözün içindeki ahenktir (Aruz/Hece). Söz, kendi müziğini kendi yaratır; mısra, kendi musikisiyle birlikte zuhur eder. Bunun aksini yapana zaten şair değil, manzumeci diyoruz.
Rapçi ise; önce beat‘i duyar. Sözü, o ritmin boşluklarına “doldurur”. Söz, müziğe uymak mecburiyetindedir. Tıpkı manzumeciler gibi. Şiirde müzik sözün hizmetindeyken, rap’te söz müziğin kölesidir.
Ayrıca, Divan’ın aruzu yahut Halk’ın hecesi; insanın kalp atışına, nefes alıp verişine, yani biyolojik ve ruhani ritmine ayarlıydı. O şiirler “insan hızıyla” akar, durur ve demlenirdi. Türkçenin Türkçe olmasını, bu kadar ahenkli bir kıvam almasını sağlayan şeylerdi bunlar.
Rap’in ritmi (4/4’lük loop‘lar) ise Sanayi Devrimi’nin, makinenin sesidir; dijital saati (BPM) esas alır. Velhasıl Türkçeyi bozmakta; onu, yanlış telaffuzlara ve yapısı dahi olmayan cümlelere hapsetmektedir.
Gelgelelim, her gün otobanda 150 km/sa hızla işe gidip gelen, keşmekeşin içinde savrulan bir insanın, arabasında saz semaisi dinlemesini de bekleyemeyiz. Hayat bir bütündür ve paketler hâlinde gelir. Modern hayatın paketi; kaos, hız ve unutuş’tur. Rap müzik, işte bu “hasarlı paketin” ambalaj kâğıtlarından biridir.
Bu yüzdendir ki; rap asla ozanlık ile, “diss” hiciv ile, protest rap koçaklama ile bir tutulamaz. Bunlar farklı medeniyet paketlerinin ürünleridir.
Bizim yaptığımız işe gelince… Bu bahse şuradan dâhil olmalıyız: Ecnebilerin “rapping” dediği şey; esasında bir müzik türünden ziyade, kendine has ritmi olan bir terennüm etme şeklidir. İsmet Özel’in Otoyoldaki Kavşakta Kavrulmuş Ruh Satıcısı şiiri, münasip bir ritimle okunduğunda pekâlâ bir rap parçasına dönüşebilir; fakat bu işe “cevaz verilmeli midir”, işte orasını biz bilmeyiz.
Biz niyet olarak şairiz, ama teknik olarak rapçiyiz. Yani biz, bir şiiri, cebren bir ritmin üzerine giydirmeye çalışıyoruz, az evvel verdiğim İsmet Özel misalindeki gibi. Bu yüzden de yaptığımız işler ekseriyetle “teknik” anlamda kusurlu işler oluyor. Çünkü mana o kalıba sığmıyor, taşıyor.
İsmet Özel’in şiirinin rap olarak okunup okunamayacağı hususuna cevaz verecek kişi kimdir bilmiyoruz. Fakat bildiğimiz şey şu ki, biz şu an, bir nevi “hile-i şeriyye”ye başvurarak, bu formu (rap formunu) kullanmaktayız. Yaptığımız iş, başkaca bir şey değildir. Hatta diyebiliriz ki; bizler KvL olarak, düşen bir uçakta, yolculara son dualarını hatırlatmaya çalışmaktan başkaca bir iş yapmıyoruz.
2. İlham Kaynakları ve Şairler Üzerine
Sual: Şarkılarınıza, müziğinize etkisi bağlamında ilham aldığınız, okuduğunuz, sevdiğiniz şairler var mı? (Bahse konu isimlerin, sizdeki karşılıkları bağlamında hangi hususiyetleriyle öne çıktıklarını da duymak isteriz.)
Bu sualinize icabet etmemeyi, sükût etmeyi tercih ederiz.
Zira gönlümüzde taht kurmuş o devasa isimleri; içinde debelendiğimiz bu “modern gürültü”ye, bu “hız ve tüketim” panayırına meze etmek istemeyiz.
Onları kendi yüksek irtifalarında, fildişi kulelerinde ve o muazzam sessizliklerinde bırakmak, onlara duyduğumuz hürmetin ve haddini bilmenin bir gereğidir.
Bizim ilhamımız şairlerden ziyade, şiirin o “kayıp gitmiş” heybetine ve “kelimenin sessizliğine” duyduğumuz yakıcı hasrettir.
Tekli Adı: Yiyin Efendiler Neşir Tarihi: 02.04.2026 Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Tevfik Fikret (Şiir) Altyapı: Âdem İZ Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ Sözler:
[1. BENT] Buyurun beyler, ağalar Yiyin tıksırana kadar Hem kalırsa tabakta Sonra arkanızdan ağlar
Bakın bu hanlar sizin Bu kanlı akşam sizin Tıksırın da patlayın Saltanat, saray sizin
Ağzınızdan yağ akıyor Ses geliyor şapır şupur Önlerinize serilmiş bak Mülk-ü devlet gıcır gıcır
[ŞİİR, Tevfik Fikret] Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır… Yiyin efendiler yiyin, bu hân-ı iştihâ sizin, Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin! Efendiler pek açsınız, bu çehrenizde bellidir Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir?
[2. BENT] Nimet size müftehir Bal yerine bu zehir Hakkıdır gazanızın Yansın arkada şehir
Haramı bal eyleyip Helali el belleyip Sırtımıza binenler Gezerler el sallayıp
Efendiler, buyurun Karnınızı doyurun Millet can çekişirken Siz de hüküm buyurun
Kavi mide, sıcak aş Gözünüzde yok bir yaş Atıştırın beyler hey Sönmeden şu son ateş
Helal haram seçmeyin Soğuk sular içmeyin Ekin sanıp milleti Orak vurup biçmeyin
Sadabad’da lale var Şimdi sarayda ne var? O gün helva çekenler Bugün ejder meyve yer
Dün onlar yedi bitti Bugün sıra sizdedir Boşalmış devlet küpü Hakkınızdır, helaldir
Damat Ferit mühürlü İngiliz’le sihirli Bugün yerli görünüp Toprak satar o yerli
Fetva verir efendi Padişaha kul olur İşine öyle gelende Faiz de helal olur
Ot bitmesin burada Çöl kalsın o gelene Senden sonra tufandır Elbet haktır bu sana
Hazmı zordur gururun Dibi tozlu bu nurun İntikamı bekliyor Başında o çukurun
Bal tutan yalar dendi Meşru oldu haramlar Millet de ortak sanki Bu düzen böyle gider
Yiyin efendiler hey! Bu et ne de tatlıdır Bilmezsiniz o yenen Kendi evlâdınızdır
Garson dikildi başa Hesap kondu masaya Para geçmez burada Can koyun şu tabağa
[ŞİİR, Tevfik Fikret] Yiyin efendiler yiyin, bu hân-ı can-fezâ sizin, Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Verir zavallı memleket, verir ne varsa: mâlini Vücûdunu, hayâtını, ümidini, hayâlini Bütün ferâğ-ı hâlini, olanca şevk-ı bâlini. Hemen yutun düşünmeyin harâmını, helâlini…
Yiyin efendiler yiyin, bu hân-ı iştihâ sizin, Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı pür-nevâ sizin; Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Zamanın ve eşyanın hızla çürüdüğü bu meşum devirde; sadece seyirci kalmanın hıyanet, sükût etmenin ise cinayet olduğuna hükmettik. 2020 yılında başlattığımız fikrî disiplini, şimdi çok daha sarsılmaz bir nizamla yeniden meydan yerine indiriyoruz.
Bu bir yayın takvimi değil; bu, insana karşı açılmış bir istirdat seferidir. Temmuzun sıcağına dek, haftanın her gününü tahkim eyliyoruz. Siz bizi küstürseniz de biz size küsmüyoruz.
Zihinlerinizi ve saatlerinizi işbu nizama göre ayarlayınız:
HER PAZAR, ÇARŞAMBA, CUMA – Bir Tekli Temmuz ayına değin her hafta üç akşam saat 20.00’da, şiirimiz rap formunda birer mermi şeklinde namluya sürülecektir.
PERŞEMBE – Kırılgan Putlar Kutsi sayılan ne varsa; birer birer baltalayacağımız, sahte ilahların ipliğini pazara çıkaracağımız, o pek kırılgan putlarla hesaplaşma günümüz. Her perşembe saat 18.00’da.
CUMARTESİ – Şiir Okumak İsteyenlere Kötü Haberler Buralarda epeyidir bir şeyler inşa etmekteyiz. Lakin nicedir olagelen bazı şeyler, bizleri bir poetika yazmaya icbar etti. Her hafta cumartesi akşamı saat 18.00’da, 21 hafta boyunca sürecek olan bu “kötü haberler” peyderpey neşredilecek. Şimdiden geçmiş olsun.
PAZARTESİ – Dinleneceğiz. 🙂
Bu takvim, bir nizamın ve inadın eseridir. Şartlar değişse de, kalemimiz kanamaya ve haykırmaya devam edecektir. Bizler buradayız. Sizleri de bekleriz. Selametle kalasınız.
Diktatörleri Seviyorum Kayıtsız Şartsız’ı dinlemek için tıklayınız:
Tekli Adı: Diktatörleri Seviyorum Kayıtsız Şartsız Neşir Tarihi: 30.03.2026 Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Hasan Aktaş (Şiir) Altyapı: Âdem İZ Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ Sözler:
[BENT] Çekildik hane-i dile, kilitledik kapıyı Dedik ağyar dışarıda, biz içerideyiz gayrı Lakin baktık içerisi dışarıdan da kalabalık Soyunalım dedik mâsivâdan, üryan kalalım
Vahdet denizine dalacaktık sözde Amma gel gör ki uyuyakalmışız şezlongda Yandığımızla kaldık işte, nasip olmadı pişmek Şeytanla masaya otursak, hesabı biz öderiz elbet
Şu betonarme tekkede yapışmış ruhumuza Ne kadar kazısak nafile, o kadar kanıyor tırnak da Bir riyazet hâli çöktü üstümüze çoktandır Ama sanma takvadan, sanma ki aşktandır
Şimdi diktatörleri seviyorum kayıtsız şartsız Düşünme zahmetini onlar alıyorlar omzumdan Vazgeçtim ben çoktan o nafile arzumdan Ne irade isterim artık ne de kuru bir inat
Diktatörleri evet seviyorum kayıtsız Onlar dur deyince durur kalbimdeki o hırsız Seviyorum onları artık, bir tanrıyı sever gibi Hezimetim tamdır benim, sorgusuz sualsiz
Çarmıha gerek yok artık, çiviye gerek yok aga Kendi kendimizi astık biz zamanın ipine Beklemiyoruz gayri göklere ağmayı, derdimiz Şu dünyada insan gibi durmayı becerebilmek
[ŞİİR, Hasan Aktaş] diktatörleri seviyorum kayıtsız şartsız onlar asrî feodallere büyük hizmet ediyorlar Kur’an-ı Kerim’den fırlamış mü’minler gibi rejime başladım: kilo veriyorum halvetsiz çarmıhtan indirilmiş isa gibi gökyüzüne ağıyorum. Halvethânemiz keşif ve kerametler bekliyor kâşiflerden