Güzel Ne Güzel Olmuşsun’u dinlemek için tıklayınız:
Tekli Adı: Güzel Ne Güzel Olmuşsun Neşir Tarihi: 30.05.2026 Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Karac’oğlan (Şiir) Altyapı: Âdem İZ Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ Sözler:
[ŞİİR, Karac’oğlan] Güzel, ne güzel olmuşsun Görülmeyi, görülmeyi Siyah zülfün halkalanmış Örülmeyi örülmeyi
Örülmeyi örülmeyi Örülmeyi örülmeyi
[BENT] Salınıp meydana çıktın Gün, doğduğuna utansın Beni bir bakışla yaktın Can, durduğuna utansın
Sürünmüşsün yaban koku Tenin çiçeklerin kökü Bastırırsın, yoktur hakkı Itır, koktuğuna utansın
Yayla yeli vurur döşe Benleri dağılmış başa Yâr sinemi vurdu taşa Taş, kırdığına utansın
Albüm Adı: TRAMVAY Albüm Yılı: Henüz Neşredilmedi Şarkı Adı: Hastane Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ Altyapı: Rob EVN Miksaj & Mastering: Ersin A. & Özgür BAĞLIYALNIZ Sözler:
1. BENT Kurban Bayramı sabahı, tek başıma kıldığım O namazdan döndüm eve, en yakındaki camiden O dört elin iç içe geçtiği tokalaşmalar bitmiş Eve dönülmüş, tam bayramlaşılacakken birden,
Yığıldı annem yere, hastane, acil Önemli bir şey yoktu ama bekleyecektik mecbur Dalıp gittim etrafa ben de, kendini kesen kasaplar Barışmak için bir araya gelip de daha beter kavga edenler…
Memleketin bayramı sızmıştı koridorlarına da acilin Derken o an girdi içeri, bir genç, başlarındaydı yirminin Gözleri sanki bakmaktaydı ardından bir perdenin Vardı sanki bu dünyayı seçmeye çalışır gibi bir hâli
Ne acı vardı yüzünde ne de korku Bir çeşit ermişlik, hakikatin o ürkütücü sükûnu Sağ bileği kanlı, sarılmış acemi bir sargıyla “Damarı kesmiş” dedi doktor, babasına, kaygıyla
Kapının önünde, babasıyla kardeşinin o telaşı Derken yorgun fısıldaşmalarına şahit oldum, bir endişe “Telaş yapmasın,” diyordu baba “atacaklar bir dikiş” Sonra bir anons: Kan gerekli, B RH pozitif
Benim kanımdı bu ve çocuk içindi anladım Gizli bir telaş başladı, kimsenin duymadığı Bir eli cebindeydi demin, nasıl bu kadar ağır ki? Birini kesmiş hayati damarlardan, nasıl dayandı?
Bir saatin ardından bilgi verdiler yakınlarına Müsaade ettiler yanına girmelerine sonrasında Bir vakit geçti çıktılar kapalı kapıdan üçü birden Hava almak için oturdular bir banka, hep beraber
“İyi misin?” dedi babası, “Olabilir” dedi Küstahça bir cevap değil, sade “Olabilir” dedi Baba başladı konuşmaya ama öğütten ziyade Sözlerinde anlam veremeyiş vardı bu suikaste
Çocuk konuşmuyordu, dinliyormuş gibi de değildi Sonra ifade için kalkıp polise gitti baba ve abi Nitekim vakıa, intihar olunca adlî bir hadiseydi Nihayet yalnız kalmıştı, sorup öğrencektim
NAKARAT Bir çiçek solar Bir çocuk solur Olan ölür Ölen olur Hastane Kimine ilk Kimine son Durak olur
2. BENT “Birlikte olduğun hakikat nedir?” diye sordum Beklediğim bir azardı, beklediğim bir küfür Ama o buğulu bakışlarla bana döndü ve konuştu “Hakikat falan yok, sıramı savmak istedim”
Hakikatin kucağındaki bu genç, nasıl olurdu da Hakikat filân yok derdi, anlamıyordum hiç Acaba sırası gibi beni de savmak mı istemişti “Yok mu?” dedim, “Var,” dedi, “fakat biz bilemeyeceğiz”
“Bildiğin şey ne? Ne biliyordun da kestin bileğini?” “Karac’oğlan’ı biliyorum, Mayakovski’yi, Werther’i, “Foster Wallace’ı, Zweig’ı, Hidâyet’i, Hemingway’i, “Tüm bunları biliyorum, bu kişilerin hepsini”
Sonra Karac’oğlan’ı anlattı, bir mağaraya girip ölmüş Foster Wallace’ı sonra, evinde kendini asmış Virgina Woolf’u, bir nehre atmış kendini Ve dahi Sokrates’i, içmiş baldıran zehrini
Osman Uçarer’i, Murat Elbay’ı, nicesini Yukio Mishima’yı, onun samuray kılıcını Sâdık Hidâyet’i, gazla boğmuş kendini “Hepsi,” dedi, “ihanete şahit oldukları için”
“Osmanlı, Amerika, Japonya, İran, Sovyetler “Burası cehennem, bir suç, bize yapılan ihanet “Onların gördüğü şey işte buydu her biri ihanetler, “Katliamlar, yalanlar ve riyalar içindeydi”
Konuşması bittiğinde hızla çarpıyordu yüreğim Durup sustu bir süre, sonra geldi babası ve kardeşi Hep beraber girdiler içeri, müşahede altındaydı Girmeden önce, buradaysan sohbet edelim demişti
Söyledikleri mantıklıydı, topraklar fethetmiş, Devrimler yapmış, milyonlarca insanı mesuliyeti Altına almış o ülkelerde tam bir ihanet vardı Hepsinde de insanın haysiyeti tarumardı
Demek onun intiharı da bu sebeptendi Şahit olduğuna dayanamamış ve de kesmişti Bilek damarlarını, belki kendisini Kurban etmek istemişti, kim bilebilir ki
Biz orada beklerken başka bir odada bir telaşe Başlamıştı işte biri için daha, birkaç hemşire Girip çıkıyordu kapıdan, işte biri daha Ölüm kalım savaşı veriyordu, kimse duymadan
Bir saat sonra bizimkilerin yanından ayrılıp da Genç adamın kaldığı yere doğru yürüdüm, onunla Sohbet edecek olmak beni epeyi heyecanlandırdı İsterdim anlatmasını, beni aydınlatmasını
Girdiğimde odada bulamadım, yoktu yakınları da Bir hemşireye sordum, konuştu soğukkanlılıkla “Bir saat önce kaybettik kendisini” “Ama nasıl?” “Tekrar bileklerini kesti, durduramadık kanamasını”
Düşüp bayıldım ve sonra ayıldım Fakat bu kez de gözümü açamadım Uykuya daldım, değildi hiçbir şey umrumda Fakat biliyordum, bir sedyedeydim, gerçekliğin koynunda
Hakikatin kucağındayken her şey illüzyondur Hiçbir şey gerçek değil, her şeye izin vardır Hakikatin kucağındayken her şey illüzyondur Hiçbir şey gerçek değil, her şeye izin vardır
Bıçağın kesmediği bir İsmail, ateşin yakmadığı bir İbrahim olmak duasıyla. Her damla kanın, içimizdeki günahlara ve nefsani hastalıklara kefaret olması ümidiyle. Bizi birbirimize ve Rabbimize yakınlaştıran, kurbiyet makamına erdiren bir kurban bayramı geçirmeniz temennisiyle.
Köylüleri Nasıl Öldürmeliyiz’i dinlemek için tıklayınız:
Tekli Adı: Köylüleri Nasıl Öldürmeliyiz Neşir Tarihi: 27.05.2026 Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Şükrü Erbaş (Şiir) Altyapı: Âdem İZ Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ Sözler:
[ŞİİR, Şükrü Erbaş] Köylüleri niçin öldürmeliyiz?
[AÇILIŞ] Niçin öldürmeliyiz hususunda sanırım artık hemfikiriz Gerekçeler tamam, vicdanlar rahat, karar kesin Fakat nasıl olmalı bu? Bu işi nasıl halledeceğiz? Estetik mi olsun, vahşi mi? Sessiz mi olsun, yoksa… Bir şölen gibi mi?
[1. BENT] Nasıl kıyılır bu cana, usulü ne olmalı? Kan mı akmalı su gibi, kadehler mi dolmalı? Yoksa sessiz sedasız bir gece vakti mi biz Kazıyalım kökünü, kalmasın tek bir filiz
Hayır, gürültülü olsun, ibret olsun âleme Yakışmaz sessiz ölüm, bu kutlu mücadeleye Öyle bir sahne kuralım ki benzesin kıyamete Kurban edelim hepsini o yüce medeniyete!
Evvela taptıkları o kutsal toprak ile Doldurun ağızlarını, tıkın nefeslerini Çamurla sıvayın ki o kaba dillerini Bir daha söylemesinler yanık türkülerini
Kendi kör bıçaklarıyla, paslı tırpanlarıyla Doğramalı etlerini, biçmeli ekin gibi Harman yerine serip o nasırlı gövdeleri Dövenle ezmeli ki ayrılsın ruh ve deri
Kazma saplarıyla vurun, çatırdasın kemikler Anlasınlar neymiş o toprağa vurmak her gün Kendi kuyularına atın, taş doldurun üstüne Karanlıkta çürüsünler, görmesinler gün yüzü
Ya da durun, onları güzellikle boğalım Parfüm koklatın zorla, leş kokan burunlara Mozart çalın son sesle, patlasın kulakları Dayanamaz o akılları bu zarif oyunlara
Bağlayın sandalyeye, aynalar koyun önüne Kendi çirkin yüzlerine bakarak can versinler Estetik bir şok ile dursun kaba kalpleri Güzelliğin zehrini damarda hissetsinler
Kitap sayfalarıyla kesin o kalın parmakları Şiir okuyun onlara, öyle bön bön baksınlar Anlamadıkları her söz bir kurşun olsun onlara Cehaletin utancıyla kavrulup da yansınlar
Veya salın üstüne aç kalmış köpekleri Boğuşmayı severler ya, görsünler hasmı şimdi! Parçalasın dişleriyle, o ağırkanlı eti Tabiat geri alıyor bak verdiği emaneti
Derilerini yüzüp de davul yapın gergin Çaldıkça inlesin o bitmeyen cehaletleri Kemiklerinden kule, kafatasından duvar Örün ki sınırlarına, korksun tüm nesilleri
Beton dökün üstlerine Gri, soğuk bir beton Heykel olsun donup kalsın Gelsin artık mutlu son
Presleyin gövdeleri Asfalt yapın yollara siz Üzerinden geçsin artık O lüks arabalarımız
Fabrika bacalarına Yakıt yapın yağlarını Çarklar dönsün, dişliler Ezsin o sığ başlarını
Söyleyin şimdi bana Yetti mi bu tarifler? Az bile, az bunlara O çekilen zahmetler
[2. BENT] Bitti işte temizlik, dindi o kaba sesler Tarlalar dümdüz oldu, ne başak var ne diken Kerpiçler toz duman, tezek kokusu gitti Şehirler birleşti bak, ufukta yok bir engel
O nasırlı elleri toprağa gömdük derin Artık kimse sümkürmez o şık kaldırımlara Otobüsler tertemiz, ayak kokusu bitti Parfüm sıkmış gibiyiz bütün manzaralara
Gözümüz aydın olsun, estetik kazandı bak Ne şalvarlı bir gölge ne kasketli bir kafa Her taraf cam ve çelik, her yer steril, parlak Kaldırdık o geçmişi, en tozlu, en kör rafa
Lakin söyleyin şimdi, bu sofrayı kim kurar? Domatesi kim eker, buğdayı kim savurur? Kimi azarlayacağız, kime hava atacağız? “Köylü” diye ezmezsek, kime efendi deriz?
Et bitti, süt kesildi, yumurta zaten hayal Laboratuvar etiyle, doyacağız besbelli Toprak küstü bizlere, tohum çatlamaz oldu Betonu kemiririz, aç kalırsak, temelli
Türküler sustu birden, neşet gitti, saz gitti Caz dinleriz artık biz o soğuk barlarda hep Ama bir eksik var bak, ciğer yanmıyor artık Ruhumuz üşüyor o teknik şarkılarda hep
Kime cahil deriz şimdi, kimi eğiteceğiz? Kimi kurtaracağız, o yüce filmlerde? “Öteki” olmayınca, “ben” de eridi gitti Manasız kaldı hepsi, o pek derin ilimler de
Seçim vakti gelince kime kızarız artık? Makarnacı kalmadı, herkes latte içiyor Mazeret bitti beyler, başarısızlık için Artık bu elit gömlek bize pek dar geliyor
Bıçağı kapın beyler Çatalı tutun hanımlar Köylü bitti madem ki Yanıyorsunuz açlıktan
Dönmüşken gözlerimiz Bakıyorken yana yana Yiyin birbirinizi hadi Kalmasın tek bir tane!
[3. BENT] Aç kalmadık korkmayın, gemiler yük taşıyor Şili’den elma gelir, Çin’den sarımsak gelir Çoban lazım olursa ithal ederiz elbet Nasılsa bu düzene her türlü ahmak gelir
Köylüleri öldürdük, köyleri yuttuk tamam Her yer şehir, her yer biz, her yer aynı terane Sıkıntıdan patlarız, düşmansız bu cennette Yaratacağız içimizden yeni bir “köylü” yine!
Eskiden, çok eskiden yeryüzünde Güzelliği dillere destan Bir kız vardı, adı Defne, Upuzun saçları altın sarısıydı Dolaşırdı kuytu ormanlarda bütün gün Postu rengârenk hayvanların peşinde, Defne peri padişahının kızıydı.
Babası derdi ki, kızım Sen bana bir damat borçlusun Sen bana bir evlat borçlusun, Defne derdi ki, babacığım Beni zorlama ne olursun Bırak beni, kız kalayım, ne olursun?
Sıram sıram boynu bükük âşıklar Bekleyedursun bir yanda, Defne’nin başı boş, gönlü hür Buyruğa giremeyecek kadar İnatçı, hırçın ve mağrur Koşup dururken ormanda Avcıların padişahı ona vurulur.
“Benim geyiğim sen, kuzum sen, Benim biricik güvercinim sen, Kuzu kurttan kaçar, geyik aslandan Güvercin kartaldan kaçar, Sen dur hele kaçma benden Aşkımdır seni kovalayan.”
Daha sözünü bitirmeden avcı Korkak adımlarla uzaklaştı Defne Kaçarken daha bir güzelleşti de Ardında tir tir titreyen avcı Tavşan kovalayan hırslı bir tazı Gibi düştü Defne’nin peşine.
“Ben de yılmadan kovalayacağım Büyülediğin adam kimmiş öğren, Ben ne bir dağlı, ne bir çobanım, Oklarından sakınılmaz padişahım, Kimden kaçıyorsun sen? Asıl sensin benim avcım Beni sen vurdun yüreğimden.”
Tavşan koşuyor, durmadan koşuyordu Ardında av köpeği ter içinde Boynunu uzatmış, yetişmek üzere, Birinde umut vardı, birinde korku, Tavşan ensesinde nefesler duyuyordu Çünkü kanatlıydı ardından koşan Aşkın kanatlarıydı onu uçuran
Kuvveti kesilmişti Defne’nin Sapsarı, yalvardı babasına “Cezasını çekiyorum güzelliğimin, Gücün nehirler gibi tanrısalsa Ne yap yap değiştir beni Başka bir biçime koy baba.”
Duası daha bitmemişti ki Bir gevşeklik sardı her yerini Örtüldü göğsü yapraklarla, Ayakları kökleşirken toprakta Kolları, saçları dal oluverdi.
Avcı kollarına aldığı zaman Kalbi çarpıyordu Defne’nin Taze yaprakların altından.
Yeni Ufuklar, (150), Kasım 1964, “Defne ile Tanrı” adıyla Melih Cevdet Anday “Bütün Şiirleri”
Koşu Koşuver Nargözlüm’ü dinlemek için tıklayınız:
Tekli Adı: Koşu Koşuver Nargözlüm Neşir Tarihi: 25.05.2026 Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Cahit Zarifoğlu (Şiir) Altyapı: Âdem İZ Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ Sözler:
[ŞİİR, Cahit Zarifoğlu] Koşu koşuver nargözlüm Yuvarlak biçimli ayakların Küheylan kolanı gibi kuşağın Gürbüz kalçalarının üzerinde
Koştur azaplardan kaçalım Koruklar üzümlenmiş mi bakalım Bir söze iki gülüş bir öpücük İki bedeni birbirine katalım
Ruhsatlım sevdamsın berigel Kanın höpürtülü, başın dik O seven yuyan bakışınla İçimi yuğ, mermer döşegel
Dorukta yeni ay ince işaret, Geceye bir şey olmaz gayri, Ne kem gözler gezinir karanlığa, Ne evin sevincinden korkan bulunur.
Asmalarda güneş ve çocuklarımız Çardakta ıslak ve ekşi uyur Bacın bazlama yağlasın sahana Mutluyuz tüm dünyaya duyur
[BENT] Kaçalım azaptan, dağlar bizimdir Şehirden uzakta, çağlar bizimdir Koruklar bal olmuş, üzümler kara Patlasın o salkım, bağlar bizimdir.
Asmada çocuklar, mışıl mışıldır Rüyalar gökkuşağı, ışıl ışıldır Kalksın bacın şimdi, yaksın ocağı Güneş sofrada bak, pırıl pırıldır
Çözül de gel beri gel deli kısrağım Belin bir yay gibi gerilsin Aklımı al, suya ver O buğday sarısı, o başak soylu gövden Alevden bir harman yeri şimdi Yıldızlar salkım salkım üstümüze Ay vurmuş mu omuzlarına taptaze bakalım
Kır zinciri gel gayri, kısrak gibi şahlanıp Şu yanan ağustosun bağrına düşelim biz O gürbüz kalçaların yükünü yere vur da Dünyanın çivisinden birlikte şaşalım biz
Topukların değerken o çatlamış toprağa Can yürüsün köklere, su yürüsün yaprağa Kemerini çözüver, nefes alsın o belin Dönelim seninle biz bir coşkun ırmağa
Salkımlar yere değmiş, bereketten çatlıyor Dudakların şırası, dudağımda patlıyor Bir ısırık al hele o hayatın tadından Kanımızda bir nehir, engelleri atlıyor
Koruklar bal eylemiş, beklemenin sonu bu Bu şehvetin ve lezzetin en helal oyunu Ezelim o üzümü, göğsümüzün üstünde İçelim kana kana, aşkın en koyu suyunu
Tekli Adı: Amasyalı Neşir Tarihi: 23.05.2026 Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Süleyman Çobanoğlu (Şiir) Altyapı: Âdem İZ Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ Sözler:
[BENT] Sana kaldı fütühat, ya ne sandın Amasyalı Sırtlan şimdi Türkiye’yi, sırtlan arkadaşlarını Şehzadeler uyudu mermer lahitlerinde Çekildi beyler, ağalar, o sırça köşklerine
Tarih rütbe söküyor bak senin ellerinde Sen nöbeti devraldın o suskun siperinde Viyana kapısı yok, pimapen balkonun var Atın yok, senedin var, bir de soğuk namlun var
Sana kaldı bu sancak, taşıyamaz bir başkası Yırtıldı medeniyetin o yaldızlı maskesi Varsıl değil, bey değil, mülkiyetin yok senin Lakin o bakışında tapusu vardır ülkenin
İstanbul kadeh tutar, biz tutarız mavzeri Görmez o müstesnalar, toprağa düşen teri Siz şarap içerken ah pek ince kederlerle Uzak iklimlerdeki o süslü kaderlerle
Şili’de devrim olsa yas tutar o aydınlar Burda kopsa kıyamet, duymaz körler, sağırlar Kemiği çatlatan o ses duyuldu bak derinden Bir Amasyalı geçti, oynadı yer yerinden
O taş benim, kapatan, vatanın çatlağını Amasyalı bir bakış alır elbet öcünü Amasyalı bir nefes üflerken o kora Sönmüş bütün ocaklar yeniden harlanıyor Fütuhat senin işin, çok uzaktır Ankara Senin o bakışında bir vatan toparlanıyor
[ŞİİR, Süleyman Çobanoğlu] Baktık ki omzumuzda kıldan keskin bir urgan Türkiye ağır yüktür bilmeyen ne bilesi
Balkona bayrak astım sonra öptüm ve sustum Benim balkon Tuna’ydı, Bağdat’tı hem Mohaç’tı. Amasyalı hey dedim sana kaldı fütühat Hoşgeldine geldiler çoğunun karnı açtı
Türkiye ağır yüktür kemiği çatırdatır Kırılan kirişleri Dağlıca’da biz tuttuk Aktütün’de, Eruh’ta, varsıl değil bey değil İnledik derin derin İstanbul’u uyuttuk
Ahdettik de bir zaman geldikti, Kara Oğuz Bin yıl oldu muttasıl toprak doydu kan ve ter Bir yerden başlamaksa, bakışın Amasyalı Ve bayrağı astığın o küçük balkon yeter!
Doğrudur felek bugün bizi rüsvay eyledi Varsıl değil, bey değil; çavuş, sadece çavuş Bir baktı, yalnız bir an – – kemiği çatırdatır Kartalların ürktüğü o mübarek küçük kuş!
Tekli Adı: Çingenelerim Neşir Tarihi: 21.05.2026 Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Âsaf Hâlet Çelebi (Şiir) Altyapı: Âdem İZ Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ Sözler:
[ŞİİR, Âsaf Hâlet Çelebi] deniz kenarına inen çingenelerim sulara içmeden bakarlar o sular tuzludur balıklar içer
yeşil otların içine gömülen çingenelerim otları yemezler o otlar tatsızdır katırlar yer
çiçekli şalvar seven çingenelerim çiçeği sevmezler kalem parmaklı çingenelerim kalem tutmazlar falıma bakarlar da yüzüme bakmazlar elime bakarlar da ayağıma bakmazlar paramı isterler de beni istemezler
yüzlerini güneşle yıkayan çingene kızlarım kibarım diye bana gönül vermezler
[BENT] Tuzlu sudur o deniz, balıkların kadehi Onlar için bu dünya bir anlık konak yeri Eşyanın hırsı bitmiş, dalgalar bize bakar Tuzlu bir yalnızlık bu, gelir içime akar
Yüzlerini güneşle yıkayan bu kızların Kibarlığım yüküdür o hırçın ağızların Deniz bir cam kırığı, batar da içmezler hiç Denize inen esmer, gel de bir de buradan geç
Kibarlığım bir gurbet, onlar asla dönmezler Kibar diye bu kalbi çöpe atıp geçerler Yeşil otun içinde o kıvrak gövdeleri Onlar güneşle doğup güneşle can seçerler
Kibarlığım bir pranga, onlar hür ve serseri Dönmezler bu zindana artık bir daha geri İstemezler hiç beni, güneş yeter onlara Bense hapsolmuşum bak, şu soğuk salonlara
Onlar mülksüz ve çıplak, bense kibar bir enkaz Biter bu kısa rüya, başlar o sonsuz ayaz Güneşten bir hırkayı giyip de gidenlerin Gönlünde yeri yoktur kibar beyfendilerin
[ŞİİR, Âsaf Hâlet Çelebi] çiçekli şalvar seven çingenelerim çiçeği sevmezler kalem parmaklı çingenelerim kalem tutmazlar falıma bakarlar da yüzüme bakmazlar elime bakarlar da ayağıma bakmazlar paramı isterler de beni istemezler
yüzlerini güneşle yıkayan çingene kızlarım kibarım diye bana gönül vermezler
Bu kapı herkes için değil, lakin herkesten bir iz taşımaya namzet.
Selamlar,
Bu kanalda (YouTube kanalımızda: @kvlrap) artık şiir inşadları da duyulacaktır.
İstedik ki bu kapıdan içeri girenler, sadece bizim sesimizle değil, bu yolun diğer yolcularının nefesiyle de karşılaşsın. Bu yüzden, sözümüze ve sessizliğimize ortak olmak isteyen siz değerli dostlarımızın inşad ettiği şiirlere de burada yer açıyoruz. Sese döktüğünüz şiirlerinizi, sese döktüğümüz şiirlerle kanalımızda paylaşalım.
Lakin, kelimelerin hakkını teslim ederken sadık kalacağımız bazı belirleyici hususlarımız var:
– Paylaşacağımız inşadlar, diğer mecralarda sıklıkla rastladığımız, kulakların ezberlediği şiirler olmamalı. – Şiir, kendi tabiatı gereği bizi alışılagelmişten uzaklaştıran bir sığınaktır. Eğer inşadınıza bir musiki eşlik edecekse, bu seslerin de alışılagelen melodilerden uzak; sözün derinliğini gölgelemeyen, saklı ve özgün tınılar olmasını arzu ediyoruz. – Bize iletilen her inşadı burada paylaşmamız -takdir edersiniz ki- mümkün olmayacaktır. Seçici olmak, şiirin hakkıyla inşad edilmiş olmasına sadık kalmak durumundayız. Kayıt ve ses kalitesi gibi teknik meselelerde malumunuzdur ki profesyonel kıstaslarımız yok. Duyulanın anlaşılması kâfidir. Bizim için esas olan şiirin kendi sesinin işitilmesidir.
Bu ölçülerin hassasiyetiyle inşad edilmiş -edilmeye çalışılmış- eserleriniz bu kanalda paylaşılsın istiyor iseniz, kapımız açık. Sözümüz söz. Kavlimiz kavl.
Bu ölçülerin hassasiyetiyle, bu kapıda yankılanmasını istediğiniz şiir inşadlarını;
Şiirin ve şairin adı,
Şiirin tam metni,
Kaydın mp3 ya da wav hâli,
Şiiri anlatacağınızı düşündüğünüz bir görsel (eğer varsa),