Çekemem Bu Derdi Bölek Seninle (Yeni Tekli)

📁 Kategori: Yeni İşler

Çekemem Bu Derdi Bölek Seninle’yi dinlemek için tıklayınız:

Tekli Adı: Çekemem Bu Derdi Bölek Seninle
Neşir Tarihi: 01.06.2026
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Laedri (Şiir)
Altyapı: Âdem İZ
Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ
Sözler:

[ŞİİR, Laedri]
Yine gam yükünün kervanı geldi
Çekemem bu derdi bölek seninle
El aman yosmalar çaresiz kaldım
Çekemem bu derdi bölek seninle

Gel hadi el ele dağlardan aşak
Engin geçek yücelere ulaşak
Sevinci paylaşak gamı paylaşak
Çekemem bu derdi bölek seninle

[BENT]
Vurmadan başa gazel
Yabana esmeden yel
Uzatıp yârim bir el
Buralardan gel gidek

Gözlerim zulmü gördü
Zalimler hüküm sürdü
Vicdanlar sanki kördü
Ver elini, gel gidek

Dünya köhne bir hanmış
İçinde canlar yanmış
Ruhumuz buna kanmış
Şu diyardan gel gidek

Gölge düştü şanıma
Kıydı tatlı canıma
Alıp seni yanıma
Dağ başına, gel gidek

Ne mecnun var ne leyla
Gayri satılır parayla
Ölüm gelip sırayla
Can almadan, gel gidek

Ekmeği taştan katı
Yıkılsın saltanatı
Eğerleyip kıratı
Enginlere gel gidek

Pula kul olanlardan
Saçını yolanlardan
Geride kalanlardan
Kaçalım da gel gidek

Gönül gözü körleşti
Zalimler hep birleşti
Dert sineme yerleşti
Devasına gel gidek

Ne iz kalsın ne de toz
Ne bahar var ne de yaz
Tükenmeden doğru söz
Nasip ise, gel gidek

Giden dönmez yolundan
Tutan olmaz kolundan
Anlamadan hâlinden
Dönülmeze gel gidek

Çiğneniyor karınca
Zalim hükmü verince
İnceldiği yerince
Kopan yere, gel gidek

Şu vitrinler süslüdür
Garipler hep yaslıdır
Yüreğimiz hislidir
Tenhalara gel gidek

Kuşluk vakti revanda
Kalmadan bu ziyanda
Bu sabah ilk ezanda
Çık yanıma gel gidek

Eşya ruha yük oldu
Boynumuz bak büküldü
Üstümüzden döküldü
Çırılçıplak gel gidek

Tükendi bak tüm varım
Faydası yok bu kârın
Hesabı zor zararın
Helalleşip gel gidek

Gonca gülü dererekten
Muradına ererekten
Oynayıp da gülerekten
Bayram gibi gel gidek

Diz dize gel verek yâr
Postu da gel serek yâr
Sırrına gel erek yâr
Halvetlere gel gidek

Kimse bilmez sırrımı
Çeken olmaz kahrımı
Özgür adlı mezarı
Kazmaya yâr, gel gidek

[ŞİİR, Laedri]
Bağımıza gazel düştü güz oldu
Geçti yaz ayları akşam tez oldu
Derdim bin iken de bin beş yüz oldu
Çekemem bu derdi bölek seninle

Gel kanat ol gönül kuşum üstüne
Söyle ne dilersen başım üstüne
Ölürsem yazılsın taşım üstüne
Çekemem bu derdi bölek seninle

İktibas Kartı

▼

Güzel Ne Güzel Olmuşsun (Yeni Tekli)

📁 Kategori: Yeni İşler

Güzel Ne Güzel Olmuşsun’u dinlemek için tıklayınız:

Tekli Adı: Güzel Ne Güzel Olmuşsun
Neşir Tarihi: 30.05.2026
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Karac’oğlan (Şiir)
Altyapı: Âdem İZ
Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ
Sözler:

[ŞİİR, Karac’oğlan]
Güzel, ne güzel olmuşsun
Görülmeyi, görülmeyi
Siyah zülfün halkalanmış
Örülmeyi örülmeyi

Örülmeyi örülmeyi
Örülmeyi örülmeyi

[BENT]
Salınıp meydana çıktın
Gün, doğduğuna utansın
Beni bir bakışla yaktın
Can, durduğuna utansın

Sürünmüşsün yaban koku
Tenin çiçeklerin kökü
Bastırırsın, yoktur hakkı
Itır, koktuğuna utansın

Yayla yeli vurur döşe
Benleri dağılmış başa
Yâr sinemi vurdu taşa
Taş, kırdığına utansın

Dedim dilber, adın nedir?
Dedi, âşığa cilvedir
Gönül kuşum pervanedir
Od, yaktığına utansın

Başın koydun kuş tüyüne
Dalıp gittin o düğüne
Uyanırsın ya bugüne
Düş, bittiğine utansın

Yürüdün iz ettin yolu
Büktün bu kanadı kolu
Sana varmayan yolcu
Göçtüğüne utansın

İnce belde gümüş kemer
Âşıklar çilesin çeker
Seni yazmayan kader
Alna düştüğüne utansın

Bahçende goncalar açar
Kokusun âleme saçar
Yelin, senden alır kaçar
Gül, koktuğuna utansın

Bastığın yer olur iz
Saklarız sırrını biz
Sana bükülmeyen diz
Çöktüğüne utansın

Nefesin değer yüze
Hacet yok başka söze
Sana değmeyen gece
Gün olduğuna utansın

Arı gezer çiçek, dalda
Aklı kalmış o cemalde
Senden yapılmayan bal da
Bal olduğuna utansın

Gerdanda çifte benler
Bunu sevda çeken anlar
Seni övmeyen diller
Döndüğüne utansın

Güneş vurur şavkı düşer
Görenin aklı şaşar
Zülfünü çözmeyen rüzgâr
Estiğine utansın

Özgür’üm der ki n’olur
Seven elbet dengin bulur
Sana dokunmayan yağmur
İndiğine utansın

[ŞİİR, Karac’oğlan]
Bahçende gülün güllenmiş
Şeyda bülbülün dillenmiş
Koynunda memen kirlenmiş
Emilmeyi emilmeyi

Emilmeyi emilmeyi
Emilmeyi emilmeyi

Mendilin yudum, arıttım
Gülün dalında kuruttum
İsmin ne idi unuttum
Sorulmayı sorulmayı

Seğirttim ardından yettim
Eğildim yüzünden öptüm
Adın bilirdim unuttum
Çağırmayı çağırmayı

Çağırmayı çağırmayı
Çağırmayı çağırmayı

Benim yârim bana küsmüş
Zülfünü gerdana dökmüş
Muhabbeti benden kesmiş
Sevilmeyi sevilmeyi

Çağır Karac’oğlan çağır
Taş düştüğü yerde ağır
Yiğit sevdiğinden soğur
Sarılmayı sarılmayı

Sarılmayı sarılmayı
Sarılmayı sarılmayı

Hastane (Yeni Tekli)

📁 Kategori: Yeni İşler

Hastane’yi dinlemek için tıklayınız:

Albüm Adı: TRAMVAY
Albüm Yılı: Henüz Neşredilmedi
Şarkı Adı: Hastane
Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ
Altyapı: Rob EVN
Miksaj & Mastering: Ersin A. & Özgür BAĞLIYALNIZ
Sözler:

1. BENT
Kurban Bayramı sabahı, tek başıma kıldığım
O namazdan döndüm eve, en yakındaki camiden
O dört elin iç içe geçtiği tokalaşmalar bitmiş
Eve dönülmüş, tam bayramlaşılacakken birden,

    Yığıldı annem yere, hastane, acil
    Önemli bir şey yoktu ama bekleyecektik mecbur
    Dalıp gittim etrafa ben de, kendini kesen kasaplar
    Barışmak için bir araya gelip de daha beter kavga edenler…

    Memleketin bayramı sızmıştı koridorlarına da acilin
    Derken o an girdi içeri, bir genç, başlarındaydı yirminin
    Gözleri sanki bakmaktaydı ardından bir perdenin
    Vardı sanki bu dünyayı seçmeye çalışır gibi bir hâli

    Ne acı vardı yüzünde ne de korku
    Bir çeşit ermişlik, hakikatin o ürkütücü sükûnu
    Sağ bileği kanlı, sarılmış acemi bir sargıyla
    “Damarı kesmiş” dedi doktor, babasına, kaygıyla

    Kapının önünde, babasıyla kardeşinin o telaşı
    Derken yorgun fısıldaşmalarına şahit oldum, bir endişe
    “Telaş yapmasın,” diyordu baba “atacaklar bir dikiş”
    Sonra bir anons: Kan gerekli, B RH pozitif

    Benim kanımdı bu ve çocuk içindi anladım
    Gizli bir telaş başladı, kimsenin duymadığı
    Bir eli cebindeydi demin, nasıl bu kadar ağır ki?
    Birini kesmiş hayati damarlardan, nasıl dayandı?

    Bir saatin ardından bilgi verdiler yakınlarına
    Müsaade ettiler yanına girmelerine sonrasında
    Bir vakit geçti çıktılar kapalı kapıdan üçü birden
    Hava almak için oturdular bir banka, hep beraber

    “İyi misin?” dedi babası, “Olabilir” dedi
    Küstahça bir cevap değil, sade “Olabilir” dedi
    Baba başladı konuşmaya ama öğütten ziyade
    Sözlerinde anlam veremeyiş vardı bu suikaste

    Çocuk konuşmuyordu, dinliyormuş gibi de değildi
    Sonra ifade için kalkıp polise gitti baba ve abi
    Nitekim vakıa, intihar olunca adlî bir hadiseydi
    Nihayet yalnız kalmıştı, sorup öğrencektim

    NAKARAT
    Bir çiçek solar
    Bir çocuk solur
    Olan ölür
    Ölen olur
    Hastane
    Kimine ilk
    Kimine son
    Durak olur

    2. BENT
    “Birlikte olduğun hakikat nedir?” diye sordum
    Beklediğim bir azardı, beklediğim bir küfür
    Ama o buğulu bakışlarla bana döndü ve konuştu
    “Hakikat falan yok, sıramı savmak istedim”

    Hakikatin kucağındaki bu genç, nasıl olurdu da
    Hakikat filân yok derdi, anlamıyordum hiç
    Acaba sırası gibi beni de savmak mı istemişti
    “Yok mu?” dedim, “Var,” dedi, “fakat biz bilemeyeceğiz”

    “Bildiğin şey ne? Ne biliyordun da kestin bileğini?”
    “Karac’oğlan’ı biliyorum, Mayakovski’yi, Werther’i,
    “Foster Wallace’ı, Zweig’ı, Hidâyet’i, Hemingway’i,
    “Tüm bunları biliyorum, bu kişilerin hepsini”

    Sonra Karac’oğlan’ı anlattı, bir mağaraya girip ölmüş
    Foster Wallace’ı sonra, evinde kendini asmış
    Virgina Woolf’u, bir nehre atmış kendini
    Ve dahi Sokrates’i, içmiş baldıran zehrini

    Osman Uçarer’i, Murat Elbay’ı, nicesini
    Yukio Mishima’yı, onun samuray kılıcını
    Sâdık Hidâyet’i, gazla boğmuş kendini
    “Hepsi,” dedi, “ihanete şahit oldukları için”

    “Osmanlı, Amerika, Japonya, İran, Sovyetler
    “Burası cehennem, bir suç, bize yapılan ihanet
    “Onların gördüğü şey işte buydu her biri ihanetler,
    “Katliamlar, yalanlar ve riyalar içindeydi”

    Konuşması bittiğinde hızla çarpıyordu yüreğim
    Durup sustu bir süre, sonra geldi babası ve kardeşi
    Hep beraber girdiler içeri, müşahede altındaydı
    Girmeden önce, buradaysan sohbet edelim demişti

    Söyledikleri mantıklıydı, topraklar fethetmiş,
    Devrimler yapmış, milyonlarca insanı mesuliyeti
    Altına almış o ülkelerde tam bir ihanet vardı
    Hepsinde de insanın haysiyeti tarumardı

    Demek onun intiharı da bu sebeptendi
    Şahit olduğuna dayanamamış ve de kesmişti
    Bilek damarlarını, belki kendisini
    Kurban etmek istemişti, kim bilebilir ki

    Biz orada beklerken başka bir odada bir telaşe
    Başlamıştı işte biri için daha, birkaç hemşire
    Girip çıkıyordu kapıdan, işte biri daha
    Ölüm kalım savaşı veriyordu, kimse duymadan

    Bir saat sonra bizimkilerin yanından ayrılıp da
    Genç adamın kaldığı yere doğru yürüdüm, onunla
    Sohbet edecek olmak beni epeyi heyecanlandırdı
    İsterdim anlatmasını, beni aydınlatmasını

    Girdiğimde odada bulamadım, yoktu yakınları da
    Bir hemşireye sordum, konuştu soğukkanlılıkla
    “Bir saat önce kaybettik kendisini”
    “Ama nasıl?”
    “Tekrar bileklerini kesti, durduramadık kanamasını”

    Düşüp bayıldım ve sonra ayıldım
    Fakat bu kez de gözümü açamadım
    Uykuya daldım, değildi hiçbir şey umrumda
    Fakat biliyordum, bir sedyedeydim, gerçekliğin koynunda

    Hakikatin kucağındayken her şey illüzyondur
    Hiçbir şey gerçek değil, her şeye izin vardır
    Hakikatin kucağındayken her şey illüzyondur
    Hiçbir şey gerçek değil, her şeye izin vardır

    Kurban Bayramınızı Tebrik Ederiz

    📁 Kategori: Duyurular

    Bıçağın kesmediği bir İsmail, ateşin yakmadığı bir İbrahim olmak duasıyla. Her damla kanın, içimizdeki günahlara ve nefsani hastalıklara kefaret olması ümidiyle. Bizi birbirimize ve Rabbimize yakınlaştıran, kurbiyet makamına erdiren bir kurban bayramı geçirmeniz temennisiyle.

    Bayramımız mübarek, kurbanlarımız makbul olsun.

    Köylüleri Nasıl Öldürmeliyiz (Yeni Tekli)

    📁 Kategori: Yeni İşler

    Köylüleri Nasıl Öldürmeliyiz’i dinlemek için tıklayınız:

    Tekli Adı: Köylüleri Nasıl Öldürmeliyiz
    Neşir Tarihi: 27.05.2026
    Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Şükrü Erbaş (Şiir)
    Altyapı: Âdem İZ
    Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ
    Sözler:

    [ŞİİR, Şükrü Erbaş]
    Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

    [AÇILIŞ]
    Niçin öldürmeliyiz hususunda sanırım artık hemfikiriz
    Gerekçeler tamam, vicdanlar rahat, karar kesin
    Fakat nasıl olmalı bu? Bu işi nasıl halledeceğiz?
    Estetik mi olsun, vahşi mi?
    Sessiz mi olsun, yoksa…
    Bir şölen gibi mi?

    [1. BENT]
    Nasıl kıyılır bu cana, usulü ne olmalı?
    Kan mı akmalı su gibi, kadehler mi dolmalı?
    Yoksa sessiz sedasız bir gece vakti mi biz
    Kazıyalım kökünü, kalmasın tek bir filiz

    Hayır, gürültülü olsun, ibret olsun âleme
    Yakışmaz sessiz ölüm, bu kutlu mücadeleye
    Öyle bir sahne kuralım ki benzesin kıyamete
    Kurban edelim hepsini o yüce medeniyete!

    Evvela taptıkları o kutsal toprak ile
    Doldurun ağızlarını, tıkın nefeslerini
    Çamurla sıvayın ki o kaba dillerini
    Bir daha söylemesinler yanık türkülerini

    Kendi kör bıçaklarıyla, paslı tırpanlarıyla
    Doğramalı etlerini, biçmeli ekin gibi
    Harman yerine serip o nasırlı gövdeleri
    Dövenle ezmeli ki ayrılsın ruh ve deri

    Kazma saplarıyla vurun, çatırdasın kemikler
    Anlasınlar neymiş o toprağa vurmak her gün
    Kendi kuyularına atın, taş doldurun üstüne
    Karanlıkta çürüsünler, görmesinler gün yüzü

    Ya da durun, onları güzellikle boğalım
    Parfüm koklatın zorla, leş kokan burunlara
    Mozart çalın son sesle, patlasın kulakları
    Dayanamaz o akılları bu zarif oyunlara

    Bağlayın sandalyeye, aynalar koyun önüne
    Kendi çirkin yüzlerine bakarak can versinler
    Estetik bir şok ile dursun kaba kalpleri
    Güzelliğin zehrini damarda hissetsinler

    Kitap sayfalarıyla kesin o kalın parmakları
    Şiir okuyun onlara, öyle bön bön baksınlar
    Anlamadıkları her söz bir kurşun olsun onlara
    Cehaletin utancıyla kavrulup da yansınlar

    Veya salın üstüne aç kalmış köpekleri
    Boğuşmayı severler ya, görsünler hasmı şimdi!
    Parçalasın dişleriyle, o ağırkanlı eti
    Tabiat geri alıyor bak verdiği emaneti

    Derilerini yüzüp de davul yapın gergin
    Çaldıkça inlesin o bitmeyen cehaletleri
    Kemiklerinden kule, kafatasından duvar
    Örün ki sınırlarına, korksun tüm nesilleri

    Beton dökün üstlerine
    Gri, soğuk bir beton
    Heykel olsun donup kalsın
    Gelsin artık mutlu son

    Presleyin gövdeleri
    Asfalt yapın yollara siz
    Üzerinden geçsin artık
    O lüks arabalarımız

    Fabrika bacalarına
    Yakıt yapın yağlarını
    Çarklar dönsün, dişliler
    Ezsin o sığ başlarını

    Söyleyin şimdi bana
    Yetti mi bu tarifler?
    Az bile, az bunlara
    O çekilen zahmetler

    Kazmayla, kürekle
    Tırpanla, orakla
    Estetikle, sanatla
    Betonla, yasakla!

    Vurun, vurun durmayın
    Bu bir temizlik şöleni
    Kâinat alkışlıyor
    Köylüyü öldüreni!

    [ŞİİR, Şükrü Erbaş]
    Köylüleri niçin öldürmeliyiz?
    Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

    [2. BENT]
    Bitti işte temizlik, dindi o kaba sesler
    Tarlalar dümdüz oldu, ne başak var ne diken
    Kerpiçler toz duman, tezek kokusu gitti
    Şehirler birleşti bak, ufukta yok bir engel

    O nasırlı elleri toprağa gömdük derin
    Artık kimse sümkürmez o şık kaldırımlara
    Otobüsler tertemiz, ayak kokusu bitti
    Parfüm sıkmış gibiyiz bütün manzaralara

    Gözümüz aydın olsun, estetik kazandı bak
    Ne şalvarlı bir gölge ne kasketli bir kafa
    Her taraf cam ve çelik, her yer steril, parlak
    Kaldırdık o geçmişi, en tozlu, en kör rafa

    Lakin söyleyin şimdi, bu sofrayı kim kurar?
    Domatesi kim eker, buğdayı kim savurur?
    Kimi azarlayacağız, kime hava atacağız?
    “Köylü” diye ezmezsek, kime efendi deriz?

    Et bitti, süt kesildi, yumurta zaten hayal
    Laboratuvar etiyle, doyacağız besbelli
    Toprak küstü bizlere, tohum çatlamaz oldu
    Betonu kemiririz, aç kalırsak, temelli

    Türküler sustu birden, neşet gitti, saz gitti
    Caz dinleriz artık biz o soğuk barlarda hep
    Ama bir eksik var bak, ciğer yanmıyor artık
    Ruhumuz üşüyor o teknik şarkılarda hep

    Kime cahil deriz şimdi, kimi eğiteceğiz?
    Kimi kurtaracağız, o yüce filmlerde?
    “Öteki” olmayınca, “ben” de eridi gitti
    Manasız kaldı hepsi, o pek derin ilimler de

    Seçim vakti gelince kime kızarız artık?
    Makarnacı kalmadı, herkes latte içiyor
    Mazeret bitti beyler, başarısızlık için
    Artık bu elit gömlek bize pek dar geliyor

    Bıçağı kapın beyler
    Çatalı tutun hanımlar
    Köylü bitti madem ki
    Yanıyorsunuz açlıktan

    Dönmüşken gözlerimiz
    Bakıyorken yana yana
    Yiyin birbirinizi hadi
    Kalmasın tek bir tane!

    [ŞİİR, Şükrü Erbaş]
    Köylüleri niçin öldürmeliyiz?
    Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

    [3. BENT]
    Aç kalmadık korkmayın, gemiler yük taşıyor
    Şili’den elma gelir, Çin’den sarımsak gelir
    Çoban lazım olursa ithal ederiz elbet
    Nasılsa bu düzene her türlü ahmak gelir

    Köylüleri öldürdük, köyleri yuttuk tamam
    Her yer şehir, her yer biz, her yer aynı terane
    Sıkıntıdan patlarız, düşmansız bu cennette
    Yaratacağız içimizden yeni bir “köylü” yine!

    Defne ile Avcı, Melih Cevdet (Münşide: Zeynep İ.)

    📁 Kategori: Şiirler

    DEFNE İLE AVCI

    Eskiden, çok eskiden yeryüzünde
    Güzelliği dillere destan
    Bir kız vardı, adı Defne,
    Upuzun saçları altın sarısıydı
    Dolaşırdı kuytu ormanlarda bütün gün
    Postu rengârenk hayvanların peşinde,
    Defne peri padişahının kızıydı.

    Babası derdi ki, kızım
    Sen bana bir damat borçlusun
    Sen bana bir evlat borçlusun,
    Defne derdi ki, babacığım
    Beni zorlama ne olursun
    Bırak beni, kız kalayım, ne olursun?

    Sıram sıram boynu bükük âşıklar
    Bekleyedursun bir yanda,
    Defne’nin başı boş, gönlü hür
    Buyruğa giremeyecek kadar
    İnatçı, hırçın ve mağrur
    Koşup dururken ormanda
    Avcıların padişahı ona vurulur.

    “Benim geyiğim sen, kuzum sen,
    Benim biricik güvercinim sen,
    Kuzu kurttan kaçar, geyik aslandan
    Güvercin kartaldan kaçar,
    Sen dur hele kaçma benden
    Aşkımdır seni kovalayan.”

    Daha sözünü bitirmeden avcı
    Korkak adımlarla uzaklaştı Defne
    Kaçarken daha bir güzelleşti de
    Ardında tir tir titreyen avcı
    Tavşan kovalayan hırslı bir tazı
    Gibi düştü Defne’nin peşine.

    “Ben de yılmadan kovalayacağım
    Büyülediğin adam kimmiş öğren,
    Ben ne bir dağlı, ne bir çobanım,
    Oklarından sakınılmaz padişahım,
    Kimden kaçıyorsun sen?
    Asıl sensin benim avcım
    Beni sen vurdun yüreğimden.”

    Tavşan koşuyor, durmadan koşuyordu
    Ardında av köpeği ter içinde
    Boynunu uzatmış, yetişmek üzere,
    Birinde umut vardı, birinde korku,
    Tavşan ensesinde nefesler duyuyordu
    Çünkü kanatlıydı ardından koşan
    Aşkın kanatlarıydı onu uçuran

    Kuvveti kesilmişti Defne’nin
    Sapsarı, yalvardı babasına
    “Cezasını çekiyorum güzelliğimin,
    Gücün nehirler gibi tanrısalsa
    Ne yap yap değiştir beni
    Başka bir biçime koy baba.”

    Duası daha bitmemişti ki
    Bir gevşeklik sardı her yerini
    Örtüldü göğsü yapraklarla,
    Ayakları kökleşirken toprakta
    Kolları, saçları dal oluverdi.

    Avcı kollarına aldığı zaman
    Kalbi çarpıyordu Defne’nin
    Taze yaprakların altından.

    Yeni Ufuklar, (150), Kasım 1964, “Defne ile Tanrı” adıyla
    Melih Cevdet Anday “Bütün Şiirleri”

    Koşu Koşuver Nargözlüm (Yeni Tekli)

    📁 Kategori: Yeni İşler

    Koşu Koşuver Nargözlüm’ü dinlemek için tıklayınız:

    Tekli Adı: Koşu Koşuver Nargözlüm
    Neşir Tarihi: 25.05.2026
    Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Cahit Zarifoğlu (Şiir)
    Altyapı: Âdem İZ
    Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ
    Sözler:

    [ŞİİR, Cahit Zarifoğlu]
    Koşu koşuver nargözlüm
    Yuvarlak biçimli ayakların
    Küheylan kolanı gibi kuşağın
    Gürbüz kalçalarının üzerinde

    Koştur azaplardan kaçalım
    Koruklar üzümlenmiş mi bakalım
    Bir söze iki gülüş bir öpücük
    İki bedeni birbirine katalım

    Ruhsatlım sevdamsın berigel
    Kanın höpürtülü, başın dik
    O seven yuyan bakışınla
    İçimi yuğ, mermer döşegel

    Dorukta yeni ay ince işaret,
    Geceye bir şey olmaz gayri,
    Ne kem gözler gezinir karanlığa,
    Ne evin sevincinden korkan bulunur.

    Asmalarda güneş ve çocuklarımız
    Çardakta ıslak ve ekşi uyur
    Bacın bazlama yağlasın sahana
    Mutluyuz tüm dünyaya duyur

    [BENT]
    Kaçalım azaptan, dağlar bizimdir
    Şehirden uzakta, çağlar bizimdir
    Koruklar bal olmuş, üzümler kara
    Patlasın o salkım, bağlar bizimdir.

    Asmada çocuklar, mışıl mışıldır
    Rüyalar gökkuşağı, ışıl ışıldır
    Kalksın bacın şimdi, yaksın ocağı
    Güneş sofrada bak, pırıl pırıldır

    Çözül de gel beri gel deli kısrağım
    Belin bir yay gibi gerilsin
    Aklımı al, suya ver
    O buğday sarısı, o başak soylu gövden
    Alevden bir harman yeri şimdi
    Yıldızlar salkım salkım üstümüze
    Ay vurmuş mu omuzlarına taptaze bakalım

    Kır zinciri gel gayri, kısrak gibi şahlanıp
    Şu yanan ağustosun bağrına düşelim biz
    O gürbüz kalçaların yükünü yere vur da
    Dünyanın çivisinden birlikte şaşalım biz

    Topukların değerken o çatlamış toprağa
    Can yürüsün köklere, su yürüsün yaprağa
    Kemerini çözüver, nefes alsın o belin
    Dönelim seninle biz bir coşkun ırmağa

    Salkımlar yere değmiş, bereketten çatlıyor
    Dudakların şırası, dudağımda patlıyor
    Bir ısırık al hele o hayatın tadından
    Kanımızda bir nehir, engelleri atlıyor

    Koruklar bal eylemiş, beklemenin sonu bu
    Bu şehvetin ve lezzetin en helal oyunu
    Ezelim o üzümü, göğsümüzün üstünde
    İçelim kana kana, aşkın en koyu suyunu

    Amasyalı (Yeni Tekli)

    📁 Kategori: Yeni İşler

    Amasyalı’yı dinlemek için tıklayınız:

    Tekli Adı: Amasyalı
    Neşir Tarihi: 23.05.2026
    Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Süleyman Çobanoğlu (Şiir)
    Altyapı: Âdem İZ
    Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ
    Sözler:

    [BENT]
    Sana kaldı fütühat, ya ne sandın Amasyalı
    Sırtlan şimdi Türkiye’yi, sırtlan arkadaşlarını
    Şehzadeler uyudu mermer lahitlerinde
    Çekildi beyler, ağalar, o sırça köşklerine

    Tarih rütbe söküyor bak senin ellerinde
    Sen nöbeti devraldın o suskun siperinde
    Viyana kapısı yok, pimapen balkonun var
    Atın yok, senedin var, bir de soğuk namlun var

    Sana kaldı bu sancak, taşıyamaz bir başkası
    Yırtıldı medeniyetin o yaldızlı maskesi
    Varsıl değil, bey değil, mülkiyetin yok senin
    Lakin o bakışında tapusu vardır ülkenin

    İstanbul kadeh tutar, biz tutarız mavzeri
    Görmez o müstesnalar, toprağa düşen teri
    Siz şarap içerken ah pek ince kederlerle
    Uzak iklimlerdeki o süslü kaderlerle

    Şili’de devrim olsa yas tutar o aydınlar
    Burda kopsa kıyamet, duymaz körler, sağırlar
    Kemiği çatlatan o ses duyuldu bak derinden
    Bir Amasyalı geçti, oynadı yer yerinden

    O taş benim, kapatan, vatanın çatlağını
    Amasyalı bir bakış alır elbet öcünü
    Amasyalı bir nefes üflerken o kora
    Sönmüş bütün ocaklar yeniden harlanıyor
    Fütuhat senin işin, çok uzaktır Ankara
    Senin o bakışında bir vatan toparlanıyor

    [ŞİİR, Süleyman Çobanoğlu]
    Baktık ki omzumuzda kıldan keskin bir urgan
    Türkiye ağır yüktür bilmeyen ne bilesi

    Balkona bayrak astım sonra öptüm ve sustum
    Benim balkon Tuna’ydı, Bağdat’tı hem Mohaç’tı.
    Amasyalı hey dedim sana kaldı fütühat
    Hoşgeldine geldiler çoğunun karnı açtı

    Türkiye ağır yüktür kemiği çatırdatır
    Kırılan kirişleri Dağlıca’da biz tuttuk
    Aktütün’de, Eruh’ta, varsıl değil bey değil
    İnledik derin derin İstanbul’u uyuttuk

    Ahdettik de bir zaman geldikti, Kara Oğuz
    Bin yıl oldu muttasıl toprak doydu kan ve ter
    Bir yerden başlamaksa, bakışın Amasyalı
    Ve bayrağı astığın o küçük balkon yeter!

    Doğrudur felek bugün bizi rüsvay eyledi
    Varsıl değil, bey değil; çavuş, sadece çavuş
    Bir baktı, yalnız bir an – – kemiği çatırdatır
    Kartalların ürktüğü o mübarek küçük kuş!

    Çingenelerim (Yeni Tekli)

    📁 Kategori: Yeni İşler

    Çingenelerim’i dinlemek için tıklayınız:

    Tekli Adı: Çingenelerim
    Neşir Tarihi: 21.05.2026
    Söz Yazarı: Özgür BAĞLIYALNIZ & Âsaf Hâlet Çelebi (Şiir)
    Altyapı: Âdem İZ
    Miksaj & Mastering: Ersin A., Özgür BAĞLIYALNIZ, Âdem İZ
    Sözler:

    [ŞİİR, Âsaf Hâlet Çelebi]
    deniz kenarına inen çingenelerim
    sulara içmeden bakarlar
    o sular tuzludur
    balıklar içer

    yeşil otların içine gömülen çingenelerim
    otları yemezler
    o otlar tatsızdır
    katırlar yer

    çiçekli şalvar seven çingenelerim
    çiçeği sevmezler
    kalem parmaklı çingenelerim
    kalem tutmazlar
    falıma bakarlar da
    yüzüme bakmazlar
    elime bakarlar da
    ayağıma bakmazlar
    paramı isterler de
    beni istemezler

    yüzlerini güneşle yıkayan çingene kızlarım
    kibarım diye bana gönül vermezler

    [BENT]
    Tuzlu sudur o deniz, balıkların kadehi
    Onlar için bu dünya bir anlık konak yeri
    Eşyanın hırsı bitmiş, dalgalar bize bakar
    Tuzlu bir yalnızlık bu, gelir içime akar

    Yüzlerini güneşle yıkayan bu kızların
    Kibarlığım yüküdür o hırçın ağızların
    Deniz bir cam kırığı, batar da içmezler hiç
    Denize inen esmer, gel de bir de buradan geç

    Kibarlığım bir gurbet, onlar asla dönmezler
    Kibar diye bu kalbi çöpe atıp geçerler
    Yeşil otun içinde o kıvrak gövdeleri
    Onlar güneşle doğup güneşle can seçerler

    Kibarlığım bir pranga, onlar hür ve serseri
    Dönmezler bu zindana artık bir daha geri
    İstemezler hiç beni, güneş yeter onlara
    Bense hapsolmuşum bak, şu soğuk salonlara

    Onlar mülksüz ve çıplak, bense kibar bir enkaz
    Biter bu kısa rüya, başlar o sonsuz ayaz
    Güneşten bir hırkayı giyip de gidenlerin
    Gönlünde yeri yoktur kibar beyfendilerin

    [ŞİİR, Âsaf Hâlet Çelebi]
    çiçekli şalvar seven çingenelerim
    çiçeği sevmezler
    kalem parmaklı çingenelerim
    kalem tutmazlar
    falıma bakarlar da
    yüzüme bakmazlar
    elime bakarlar da
    ayağıma bakmazlar
    paramı isterler de
    beni istemezler

    yüzlerini güneşle yıkayan çingene kızlarım
    kibarım diye bana gönül vermezler

    Sözümüz Söz: Şiir Defteri

    📁 Kategori: Duyurular

    Bu kapı herkes için değil, lakin herkesten bir iz taşımaya namzet.

    Selamlar,

    Bu kanalda (YouTube kanalımızda: @kvlrap) artık şiir inşadları da duyulacaktır.

    İstedik ki bu kapıdan içeri girenler, sadece bizim sesimizle değil, bu yolun diğer yolcularının nefesiyle de karşılaşsın. Bu yüzden, sözümüze ve sessizliğimize ortak olmak isteyen siz değerli dostlarımızın inşad ettiği şiirlere de burada yer açıyoruz. Sese döktüğünüz şiirlerinizi, sese döktüğümüz şiirlerle kanalımızda paylaşalım.

    Lakin, kelimelerin hakkını teslim ederken sadık kalacağımız bazı belirleyici hususlarımız var:

    – Paylaşacağımız inşadlar, diğer mecralarda sıklıkla rastladığımız, kulakların ezberlediği şiirler olmamalı.
    – Şiir, kendi tabiatı gereği bizi alışılagelmişten uzaklaştıran bir sığınaktır. Eğer inşadınıza bir musiki eşlik edecekse, bu seslerin de alışılagelen melodilerden uzak; sözün derinliğini gölgelemeyen, saklı ve özgün tınılar olmasını arzu ediyoruz.
    – Bize iletilen her inşadı burada paylaşmamız -takdir edersiniz ki- mümkün olmayacaktır. Seçici olmak, şiirin hakkıyla inşad edilmiş olmasına sadık kalmak durumundayız. Kayıt ve ses kalitesi gibi teknik meselelerde malumunuzdur ki profesyonel kıstaslarımız yok. Duyulanın anlaşılması kâfidir. Bizim için esas olan şiirin kendi sesinin işitilmesidir.

    Bu ölçülerin hassasiyetiyle inşad edilmiş -edilmeye çalışılmış- eserleriniz bu kanalda paylaşılsın istiyor iseniz, kapımız açık. Sözümüz söz. Kavlimiz kavl.

    Bu ölçülerin hassasiyetiyle, bu kapıda yankılanmasını istediğiniz şiir inşadlarını;

    • Şiirin ve şairin adı,
    • Şiirin tam metni,
    • Kaydın mp3 ya da wav hâli,
    • Şiiri anlatacağınızı düşündüğünüz bir görsel (eğer varsa),
    • Kendi ad ve soyadınız ile birlikte,

    mahallendekifanzin@gmail.com adresine iletebilirsiniz.

    Kapımızı çalan her eseri titizlikle dinleyecek ve Allah’ın izniyle her ay en az bir şiir inşadı neşredeceğiz.

    Sağlıcakla,
    KvL