Gündüzü sevmiyorum. Bunu not düşün. 😒
Şu an neredeyim biliyor musunuz? Cehennemin “soğuk beyaz” ışıklarla aydınlatılmış şubesinde: Hastanede.
Özgür’ün yanındayım. Elinde bir dosya, üzerinde bir numara: 412. Köprü şantiyesine girmeden önce alınması gereken o kutsal belge için buradayız: “Ağır ve Tehlikeli İşlerde/Yüksekte Çalışabilir Raporu.”
Ve sonra o ses… “Dınnn!” 🔔 Pavlov’un köpekleri gibiyiz. Sıra bize geliyor.
Güneş ışığı camlardan içeri, jaluzilerin arasından sızıp, fayanslara “çizgili” gölgeler düşürüyor. Hapishane parmaklığı gibi. O ışık huzmesinin içinde uçuşan toz zerrelerini görüyorum. Milyonlarca toz… Belki de bizden önce buraya gelen işçilerin döküntüleridir onlar. Birbirimizin ölü derilerini soluyoruz.
İçeri giriyoruz. Doktor, Özgür’ün yüzüne bile bakmıyor. Sadece ciğer filmine ve kan tahliline bakıyor.
“Nefes al,” diyor. Özgür alıyor. “Ver,” diyor. Veriyor. Ama o kadar zorlanıyor ki bunu yaparken, o stresi ben içimde hissediyorum, nefesim daralıyor.
İçimde inanılmaz bir dürtü büyüyor. O steteskop Özgür’ün göğsüne (tam da şah damarının olduğu yere) değdiğinde, ayağa fırlayıp bağırmak istiyorum:
“Doktor Bey! O kalp ritmik atıyor sanıyorsunuz ama ‘dip ses’i duymuyor musunuz? Bu adam 250 metre yükseklikteyken ciğerleri değil, ruhu iflas edecek! Vermeyin o raporu!”
Demiyorum tabii. Çünkü burası “onların” dünyası.
Ruhun sızması, iş güvenliği mevzuatında yazmaz.
Doktor, kaşeyi kâğıda güm diye vuruyor: SAĞLAM.
Gülüyorum. Sinirden gülüyorum. Özgür, gece dişlerini sıkmaktan çenesi ağrırken, içinde koca bir “Adını Arayan Çocuk” kaybolmuşken, sırf kan değerleri normal diye “sağlam” sayılıyor. Ne büyük bir şaka. 🤡
Gündüzleri bu yüzden sevmiyorum işte. Herkes o kadar “rolünde” ki… Bu dandiklik, bu dırtkalık, bu prosedürler midemi bulandırıyor. Gece olunca maskeler düşer, canavarlar çıkar. Canavarlarla anlaşabilirim. 👹 Ama bu “beyaz önlüklü”, bu “beyaz yakalı”, bu “numaralı” robotlarla anlaşamıyorum. 🤖
Dışarı çıkıyoruz. Güneş, jaluzinin arasından tam gözüme giriyor. Kamaşıyorum.
Özgür raporu çantasına koyuyor. Artık resmen “düşmeye” yetkisi var. Devlet onaylı, doktor kaşeli bir intihar bileti bu.
Beni görmeyin. Beni bu ışıkta, bu kadar netken görmeyin. Ben bir kediyim, unuttunuz mu? Gündüzleri gölgelerde uyumam gerekirdi. Ama şimdi Mühendis’le o köprüye tırmanmak zorundayım. Çünkü o sağlam. (Yerseniz.)
Mine’l.
(Dip Ses’e Dipnot: Doktorun kaşeyi vurduğu yerde mürekkep biraz dağıldı. ‘SAĞLAM’ yazısı, ‘AĞLAM’ gibi okunuyor. Tesadüf mü? Evrenin bana yine göz kırpması mı? 💧)









